SAADET PARTİSİ KADIN KOLLARI BAŞKANI DERYA DEMİR’DEN AÇIKLAMA

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,KIYMETLİ HALKIMIZ

Bugün burada Saadet Partisi SARIYER İlçe Kadın Kolları olarak ‘Dünya Barış Günü’ vesilesi ile ortalığı kasıp kavuran işgaller, çatışmalar ve terörün yol açtığı yıkıma dikkat çekmek için toplanmış bulunuyoruz. Elbette evrensel anlamda sadece bir günü, dünya barış günü olarak anmak ve sorunları tartışmakla dünya barışı sağlanamaz, çatışmalar, krizler ve savaşlar önlenemez. Ancak bizim bazı gerçekleri de göz önüne sermemiz gerekiyor.

Dünyanın gerçekten yandığı, kavrulduğu bir dönemdeyiz ve görünen o ki; bu yıkımlar, bu zulüm devam edecek. Dünyanın belki de hiç olmadığı kadar haklının hakkını alabileceği ‘Yeni Bir Dünya’ya acilen ihtiyacı var. Güçlünün haklı olduğu değil; haklının güçlü olduğu bir dünya sistemi insanlık için hayati ölçüde önemlidir. Dünya barışını sağlamak, uluslararası arenada ‘adaleti sağlama’ ve ‘adil olabilme’ şartına bağlıdır.

Dünyada barışı sağlama adına kurulmuş olan organizasyonların savaşın galipleri tarafından oluşturulmuş olması ve kararların adil bir ölçek benimsemeyen belli sayıda devlet tarafından alınıyor olması bu yapılanmaya duyulan güveni sarsmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın korkunç sonuçları üzerine bina edilmiş ve daha büyük savaşları önlemeye yönelik gerçekçi bir ittifakmış gibi sunulan NATO, bugün ABD’nin ulusal çıkarlarının öne çıktığı bir kuruluş haline gelmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve hatta siyasi birlikten yoksun Avrupa Birliği (AB) için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Bununla birlikte Uluslararası Adalet Divanı’nın zayıfları ezer görüntüler veren tartışmalı kararları da uluslararası barışın kalıcı olmasının önündeki en önemli engeldir. Adaletin olmadığı yerde huzursuzluk, kargaşa, kavga ve ölümlerin olması da gayet doğaldır. Örneklerin sayısını çoğaltmak mümkün olmakla beraber Keşmir’deki Müslümanların bağımsızlık mücadelesi ile ilgilenmeyip, Doğu Timor’daki Hıristiyan halkın Endonezya’dan ayrılıp bağımsız olma isteğini yakından takip edip bu halkın bağımsızlığını elde edene kadar ilgilenilmesi düşündürücüdür.

Asıl önemlisi dünyada yaşayan insanların % 15’i dünya gelirinin % 80’nine sahip olduğu sürece, barış ve bu yoldaki gayretler geçici ve köksüz kalacaktır. Sömürgeci anlayış, kapitalizminin ihtiyacı olan başkasına ait kaynakların ele geçirilmesi için çıkarılan savaşları normal karşılamış ve ırkçı emperyalist yayılmayı teşvik etmiştir. Örneğin İngiltere, gemilerinin yakıtını kömürden petrole çevirdiği yıllarda, petrolün bulunduğu Ortadoğu’yu kaosa sürüklemiştir. Tarih 1936 yılını gösterdiğinde İngiltere Başkanı Winston Churchill o meşur sözünü söyledi: “Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir.” İşte bu söz, gelecekte meydana gelecek işgallerin ve yıkımların habercisi gibiydi. Petrol uğruna akıtılacak insan kanına yıllar öncesinden imzasını atmıştı Churchill. Dünyanın en önemli enerji kaynağı olan petrol, eşref-i mahlukat olan insan canından değerli görüldü.

Finans – Kapital Sistem ve onlara büyük oranda gelir sağlayan çok uluslu şirketler, dünyamızı barışa götürecek insan odaklı küresel bir sistemin kurulmasına müsade etmek şöyle dursun savaşlar çıkarmakta ve on binlerce insanı kendi çıkarları için ölüme sürüklemektedirler. İnsanlar arasına fitne-fesat tohumları ekerek kendi çıkarları için dünyanın dört bir yanına bomba yağdırmaya devam etmektedirler.

Gelişmiş hakim ülkelerin tehdit algılaması aynıdır. Onlara göre çıkarlarına aykırı her şey tehdittir. Irkçı emperyalistler için nerede kaç kişinin neden öldüğü önemli değildir. Sadece hedef önemlidir. 1996 yılında, CBS kanalındaki 60 dakika programında zamanın ABD Dışişleri Bakanı  Madeleine Albright’e şu soru sorulmuştu: Irak’ta 500 bin çocuğun öldüğünü duyduk. Hiroşima’da bundan daha az insan ölmüştü. Elde edilenler bu bedele değer mi? Albright bu soruyu şöyle yanıtladı: Bu zor bir soru. Ama evet; elde edilenlerin ödenen bedele değdiğini düşünüyoruz.
Açık ve seçik olarak görülüyor ki, dünya devletlerinin müşterek hukuku materyalizme kurban edilmiştir ve edilmektedir.

Yaşama hakkı, mülkiyet hakkı hiçe sayılmış, kültür ve medeniyetler tahrip edilmiştir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden sivillere saldırılar yapılmış; fosfor, misket, alev bombaları ve radyasyonlu bombalar gibi yasaklanmış silahların kullanılması, ırza tecavüzler ve işkenceler ile çağımız vahşet çağına dönüştürülmüştür.

Irak, Afganistan, Pakistan, Sudan, Somali, Orta Afrika, Libya, Yemen, Suriye, Mısır, Filistin, Arakan, Sri Lanka, Çeçenistan, Kırım, Doğu Türkistan ve daha nice halkı Müslüman ülkeler yokluk, savaş, zulüm ve acıya maruz durumdadır. Dünya genelinde yüz binlerce Müslüman, evlerini terk etmek zorunda kalırken, yine yüzbinlercesini serbestçe ibadet etmekten eğitime, en temel insani haklardan dahi mahrum bırakanlar ve bunlara sessiz kalanlar ne tezattır ki barış çığırtkanlığı yapmaktadır.

Böl-parçala-yönet” politikalarıyla Ortadoğu’yu daimi istikrarsızlıkların ve kan gölünün merkezi haline getiren ırkçı emperyalizm, yeniden bölüp parçalamak için fırsat kollamaktadır. İsrail tezlerinin savunucusu New York Times gazetesinin “yeni Ortadoğu” öngörüsüne göre, 5 ülke 14 ülkeye bölünecek. Ortadoğu’da ırkçı emperyalistler tarafından yüz yıl önce çizilen sınırların şimdilerde yeniden değiştirilmesi ve 5 ülkenin 14’e ayrılmasını gösteren bir plan söz konusu. Irak’ın doğusunda bir Kürt bölgesi, orta kesiminde bir Sünni devleti ve Bağdat’ın güneyinde bir Şii devleti öngörülüyor. Libya’nın Trablus, Sirenayka ve Fizan olarak üçe bölüneceği öngörülürken, Yemen’in kuzey ve güneyinde Sana ve Aden merkezli 2 devlet kurulacağı ihtimali üzerinde duruluyor. Suudi Arabistan’ın 4 parçaya bölünmesi öngörüsü ve yine Irak’ta Bağdat, Libya’da Misurata, Suriye’de ise Cebeli Düruz şehir devletlerinin kurulma ihtimalinden bahsediliyor.

Ülkemiz üzerinde oynanan oyun ise, bin yıllık Türk-Kürt kardeşliğini yok etmektir. Serpilen kin ve nefret tohumları ile ayrışmayı sağlayarak asıl hedefi Güneydoğu Anadolumuz’u İsrail’e vilayet yapmak olan plan işletilmektedir.

Bugünü anlamak için düne bir göz atmak gerekir. İsrail, varlığını iki ayrı dünya savaşına borçlu bir terör devletidir. 1908 yılında İkinci Abdülhamit’in hal edilmesi, bu yolda atılmış ilk adımdı. Altı yıl sonra patlak veren Birinci Dünya Savaşı ise İsrail devletinin kuruluşuna zemin hazırladı. Devlet-i Âliye savaşta yenik düşürüldü. Toprakları parçalandı. İkinci Dünya Savaşı ise hem ABD’nin dünya hâkimiyetini perçinledi hem de İsrail’in kuruluşunu hızlandırdı. Nazilere atfedilen Yahudi Soykırımı, İsrail’in 1948’de bağımsız bir devlet olarak kurulmasına zemin hazırladı. Dünyanın ‘yeni’ siyasi ve ekonomik gücü olarak ABD de İsrail’i himayesine aldı. Bunu da verdiği kararlarla tüm dünyaya göstermektedir. ABD’nin İsrail’e verdiği maddi-manevi destek o tarihten bu yana artarak sürmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail aleyhine aldığı tüm kararlar ABD tarafından veto ediliyor.

Alemlere rahmet olarak gönderilen son peygamberin “Ey insanlar Rabbiniz birdir, babanız birdir, hepiniz Adem’in çocuklarısınız” hitabına mazhar olan insanlık, hırs, kin, nefret öğretileriyle hareket eden, “Ya öleceksiniz, ya kölemiz olacaksınız” diyen zihniyetin güdümünde kalarak dünya barışını nasıl tesis edecek?

Yer yüzünde barış ve saadet materyalizm ile değil, ancak maneviyatla sağlanır.

  • “Savaş” yerine “barış” yöntemi ile insanlık huzura kavuşur.

  • Barış ve saadetin sürekli kılınması için “çatışma” değil, “diyalog” esas alınmalıdır.

  • Barış ve huzur “çifte standart” ile değil, “adalet” ile tesis edilir.

  • Barış ve dayanışma ayrıcalıkları barındıran “üstünlük ve tekebbür” ile değil, bütün insanlar arasında “eşitlik” ilkesinin uygulanması ile sağlanabilir.

  • Küresel barış “sömürü” ile değil, “adil paylaşımla” sürdürülebilir.

  • İnsanların huzur ve mutluluğu için her çeşit “baskı ve dayatma” kaldırılmalı, her alanda “insan hakları, özgürlük ve demokrasi” egemen kılınmalıdır.

Bu esaslardan birini dahi yok sayarak, barışın inşa edilmesi mümkün değildir. Bu saydığımız ilkeler ırkçı emperyalizmin de çok yakından bildiği, Milli Görüş anlayışının önderliğinde kurulan D-8 organizasyonunun dayandığı temel ilkelerdir. Bu ilkeler yeryüzünde barış ve adaletin nasıl sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.

 

15 Haziran 1997 tarihinde İstanbul Çırağan Sarayı’nda kurulan D-8 yeryüzünün barış ve ıslahı için atılmış en büyük ve en önemli adımdır. D-8, dünya barışı için zorunluluktur.  D-8, küresel ölçekte kapsamlı bir entegrasyon hareketidir. D-8’ler G-8’lerin karşısında kurulan çatışmacı bir girişim değildir, bilakis menfaat paralelliği ilkesine dayanır. D-8, gelişmekte olan bütün ülkeleri ve ABD halkı dahil ezilen bütün toplumları kucaklayan küresel bazda yardımlaşma ve dayanışmayı esas alan bir kuruluştur. D-8 üye ülkelerin içişlerine karışmayacak ve bölgesel bazda üyeler arasındaki ihtilafın adil çözülmesine yardımcı olacaktır. D-8, dünya kaynaklarının adil ve dengeli kullanılmasına ortam hazırlayan düzenlemelere öncülük edecek, küresel bazda hızlı ve dengeli kalkınmanın sağlamasına ortam hazırlayacaktır. Böylece az gelişmiş ülkelerin kaynakları harekete geçirilerek dünya toplam hasılasının artması ve yoksul ülkelerde yaşayanların hayat standartlarının düzelmesine ortam hazırlayacaktır. Dünya kaynaklarının dengeli kullanımı, nimetlerin adil paylaşımı küresel bazda yoksulluğu azaltacaktır.

D-8’in önünü açmayan, amacına uygun çalıştırmayan ‘küresel’ dünyada bu oluşumlara gerek olmadığını vurgulayan idarecilerimiz ne ülkemize, ne coğrafyamıza, ne de dünyaya barış getirebilir. İslam Medeniyeti’nin yenildiğini, batı medeniyeti ile beraber hareket etmeyenlere hayat hakkı tanınmayacağını ilan eden, İslam dünyasına “İslam Birliği”nin kurulması çabası yerine laiklik tavsiyesi turlarına çıkan, NATO işgal ve tecavüzlerine fiilen iştirak ederek Haçlı komutası altında Afganistan’a, Lübnan’a, Libya’ya Mehmetçiğimizi gönderen, BOP için jandarmalık yapan, İsrail’in korunması, güvenceye alınması için kendi toprağına Haçlılar tarafından füze kalkanı, radar ve dinleme tesislerinin kurulmasına ve kontrolünün de yine Haçlılara verilmesine  ve yabancı asker görünümünde ajanların yurdumuza girmesine onay veren, Allah’a savaş açmakla eş tutulan faizci kapitalist düzenin kökleşmesine, paradan para kazanmanın önünün alınamaz hale gelmesine razı olan, AB’yi tek ve geçerli “Medeniyet Projesi”, ABD’yi ise “Stratejik Müttefik” olarak ilan eden zihniyet, ‘Güçlü ve Bağımsız’ bir devlet olmaktan bahsedemez. Dünya barışını sağlamak şöyle dursun, kargaşa ve zulme sebep olur.

İnsanlık düşmanlarının dahi tahmin edemeyeceği çok yakın bir gelecekte kurulacak olan Saadet Partisi İktidarında gerçekleştirilecek ilk icraatlardan biri D-8’in kurumsallaşması olacaktır. Birinci aşamada 8 ülkeden oluşan çekirdek teşkilat ilk kurumsallaşmayı gerçekleştirecektir. İkinci aşamada diğer Müslüman ülkeler teşkilatın bünyesine katılacaklardır. Üçüncü aşamada başta Çin, Rusya ve Hindistan olmak üzere bütün gelişmekte olan ülkeler kendi istekleriyle teşkilatın bünyesine katılacaktır. Üçüncü aşamasını tamamlayan D-8,  hak ve adalet merkezli yeni bir dünyanın kurulması için uluslararası yeni bir konferansın (2. Yalta) toplanmasını gerçekleştirecek ve yeryüzünde haksızlıkları ve sömürüyü önleyecek; bayrağındaki 6 yıldızın temsil ettiği ilkelere dayalı yeni bir “Adil Dünya Düzeni”nin kurulmasına öncülük edecektir. Zulme karşı uyanmış bütün beşeriyet böyle bir düzenin kurulması için zihnen ve fikren hazırlanmaktadır. Hedefleri açısından laf değil, iş üretmeyi benimseyen D-8’ler daha kuruluşları sırasında hangi sahalarda hangi konulara öncelik vereceklerini uzmanlarıyla araştırmalar yaparak olgunlaştırmış, her bir ülkenin hangi konuda yürütücü olacağı, hangi projelerin gerçekleşmesine öncülük yapacağı plan ve programa bağlanmıştır.

Bütün bunların gerçekleşmesi için bizler; bu yolda takatimizin sonuna kadar çalışmaya ve özlenen ‘Barış Dünyası’nın, “Adil Bir Dünya”nın kurulmasına yardımcı olmaya kararlıyız. Gayret bizden, zafer Cenabı-ı Hak’tandır.

Saadet Partisi SARIYER  İlçe Kadın Kolları Başkanı DERYA DEMİR

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 8 Eylül 2014 tarihinde yayınlanmıştır. (3 sene önce)

Habere yorum yaz