“AKP, cemaate ne yaptıysa PKK’ya da onu yapmalıdır”

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

vedat-sahin-mhp-sariyer-ulku-ocaklari-baskani (1) _ayrac

İstanbul Ülkü Ocakları Teşkilat Başkanı Vedat Şahin, Sarıyer Gazetesi’nin sorunlarını yanıtladı. “AKP, paralel yapıyla şimdi nasıl mücadele ediyorsa, PKK ile de aynı kararlılıkla mücadele etmelidir” diyen Şahin; “Şimdiye kadar etnik kimliğimiz hiç bu kadar sorgulanmamış, bugün ki kadar hiç didik didik edilmemişti” şeklinde konuştu.

_ayrac

BEKİR BATU/ SARIYER GAZETESİ

-Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ülkücü-MHP camiasıyla tanışıklığınız nasıl başladı?

İsmim Vedat Şahin, Sarıyer’de ikamet ediyorum. Erzincanlıyım. Henüz çocukluk yaşlarımızda Tarabya Ülkü Ocakları’na bu kutlu hareket ile tanıştım. Ülkü Ocaklarında ilk görevim 15 yaşında iken gençlik kolları başkanlığı oldu. Bir süre sonra 2. Başkanlık görevine atandım. İlerleyen yıllarda ocak başkanımızın zorunlu olarak görevden uzak kaldığı bir dönemde 17 yaşımda vekâleten Ocak Başkanı olarak atandım. İki yıla yakın bu görevi sürdürdüm. Ferahevler Ülkü Ocakları’nda 2. Başkan olarak görev yaptım. Askerlik hizmetimi yerine getirdikten sonra Sarıyer Ülkü Ocakları’nda 6 yıl boyunca 2. Başkanlık ve Teşkilat Başkanlığı görevlerini üslendim. Sonrasında iki yıl boyunca Sarıyer Ülkü Ocakları başkanlığı yaptım. Bu görevim devam ederken, İstanbul Ülkü Ocakları 2. Bölge Başkanlığı görevine getirildim. İki yıl bölge başkanlığı yaptım. Sonrasında iki yıl boyunca da MHP Sarıyer İlçe Teşkilat Başkanlığı görevini yürüttüm. Bu görev sonrasında İstanbul Ülkü Ocakları İl Başkan Yardımcısı olarak göreve getirildim. 6 ay kadar sonra İstanbul Ülkü Ocakları Teşkilat Başkanı olarak atandım halen bu görevimi sürdürmekteyim.

– Türkiye’de huzurun ve bütünlüğün hiç olmadığı kadar tehlikeye düştüğü bir dönemdeyiz. Sizce Türkiye’nin gelecek 10 yılı nasıl olacak?

Öncelikle ülkemizin bu duruma nasıl geldiğine bakmamız lazım. AKP iktidarları döneminde uygulanan iç politikadaki yanlışlar sayesinde bugün bu noktadayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleri, üniter yapımız, milli kimliğimiz hedef alındı. Israrla 36 etnik kökenden bahsedildi. İnsanlarımızın kökü, kökeni, mezhebi tartışmaya açıldı. “Ya taraf olursunuz, ya bertaraf” diyerek insanlarımıza baskı uygulandı. Tüm bu yaşanan olaylar toplum üzerinde telafisi imkansız ayrışmalara sebebiyet verdi. İnsanlarımız kutuplaştırıldı. Dış politikada ise stratejik hatalar yapıldı. Sıfır sorun diyerek yola çıktılar finalde “sırf sorun” haline getirildi. Komşu ülker arasında bir tek dostumuz kalmadı. Başka ülkelerin iç işlerine müdahil olursanız, onlar da sizin iç işlerinize müdahil olurlar. Örneğin Suriye dün “kardeşim Esat” bugün “katil Eset” bugün ülkemizde patlayan bombaların bir kısmının arkasında PKK terör örgütü var ise, bazılarının arkasında da Rusya ve Suriye var. Ülkemiz geçmişte bugün içerisinde bulunduğu durumdan çok daha kötü durumlarla karşı karşıya kaldı. Milli bir hükümetin sorumluluk alması, doğru ve sürdürebilinir iç ve dış politika uygulamaları ile bu durumu dersine çevirebileceğimizi düşünüyorum. Millet olarak dün bu zorlukların üstesinden gelmeyi başardık. Bugün de başarabiliriz. Dünya tarihinde bu coğrafyada kesintisiz bin yıldır yaşayan tek bir millet vardır, o da Büyük Türk Milleti’dir. İnanıyor ve iman ediyoruz, Allah’ın izni ile gelecek bin yılda bu coğrafyada olacağız.

*Son seçimlerde MHP iktidar olsaydı bile bugünkü enkazı sırtlamak zorunda kalacaktı. Sizce Milliyetçi Hareket Partisi şuan iktidar olsa terör sorununu nasıl çözmeye çalışırdı?

-Türkiye’de yönetimler değişiyor ancak yöntem değişmiyor. MHP Türk siyasetinde yarım asırlık tecrübesi ve birikimi olan en köklü partilerinden birisidir. MHP’nin kurucu Genel Başkanı Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey bu meselenin çözümüne yönelik defalarca kez düşüncelerini paylaşmıştı. Terörle top yekûn bir mücadele içerisine girerseniz ancak başarı sağlayabilirsiniz. Terör sorunu yalnızca ülkemiz ile sınırlı bir mesele değildir. Dost ve müttefik olarak gördüğümüz birçok devlet yıllarca alenen PKK terör örgütüne destek vermekten geri durmamışlardır. Öncelikli yapılması gereken dış desteği kesmek ve dünya kamuoyuna bu meseleyi iyi anlatabilmek olmalı. Öncelikle Türkiye’nin bu konuda sürdürülebilinir bir devlet politikasının olması lazım. Maalesef her gelen hükümet diğer alanlarda da olduğu gibi bu alanda da adeta yaz boz tahtası gibi sil baştan çalışma yapıyor. Bu meselenin kökten çözümü için “Yıldızlar topluluğu” adında bir yapı oluşturulabilinir. Her kesimden alanında kendisini en iyi şekilde yetiştirmiş olan şahsiyetlerin oluşturduğu bir yapıdan bahsediyorum. Bunların içerisinde askeri, siyasi, strateji, istihbarat, psikoloji, ekonomi, insan bilimi, akademisyen ve halkoyu uzmanlarının yer alacağı bir yapı. Bu yapı tek bir kuruma bağlı olarak çalışacak. Bu kurulun hazırladığı tespit ve çözüm önerileri ivedilikle ve kararlılıkla hayata geçirilecek. Sürdürülebilinir top yekun bir mücadele içerisine girilecek. Gerekli yasal düzenlemeler mutlaka ele alınması gerekmektedir. Örneğin; Yalnızca “Savaş, terör, çocuk istismarı ve tecavüz” vakalarını içeren idam cezası yeniden gündeme alınmalıdır. Suçu önlemek üzere bu caydırıcı bir unsur olacaktır. Bir diğer hususta kaçakçılıkla etkin mücadele olmalıdır. Kaçakçılığına engel olduğunuz müddetçe terör örgütü ile mücadele edebilir, başarılı olabilirisiniz. Zira malumunuz olduğu üzere terör örgütünün en büyük gelir kaynağı uyuşturucu, akaryakıt ve insan kaçakçılığından elde ettiği kara paradır.

vedat-sahin-mhp-sariyer-ulku-ocaklari-baskani (2)

*Gelen her şehit ya da terör haberinin ardından siyasilerin ve devletin bir birine benzer tepkilerini ve kınamalarını görüyoruz. Sizce artık kesin sonuç almak için daha önce yapılmayan ne yapılması lazım?

-Başbakanlık eleştiri makamı değil icraat makamıdır. Eleştiri ve kınamayı muhalefet partileri yapabilir. Bir ülke düşünün ki iktidar partisi teröre karşı lanet mitingi düzenliyor. 2002 yılında 30 yıldır Türk Milleti’ne kan kusturmuş olan PKK terör örgütü lideri yakalanıyor. İlk beyanatı benim annem de Türk, Türk devletine hizmet etmeye hazırım oluyor. Tüm unsurları yok edilmiş, teslim olmuş bir terör örgütü varken, maalesef AKP iktidarları döneminde yeniden canlanan terör örgütü baş gösteriyor ve sonuç olarak 2006 yılında Oslo’da MİT müsteşarı düzeyinde Türk devleti PKK terör örgütü ile pazarlık masasına oturuyor. Terör müzakere ile değil mücadele ile çözülür. Son bir yılı saymaysak 13 yıldır terör örgütü ile mücadele edilmemiş aksine müzakere sürdürülmüştür. Ne istediler de vermedik durumuna gelmişlerdir. Kandil’de teröristlerle kol kola fotoğraf çektiren, Türk devletini tehdit eden, teröristlerin cenazesine katılan, terör propagandası yapan, dokunulmazlığına güvenerek emniyet müdürüne tokat atan, terör örgütüne destek veren sözde siyasi patinin milletvekillerinin vekilliği düşürülmelidir. AKP hükümeti yıllarca kol kola yürüdüğü, kader birliği yaptığı sonra menfaatler çatışınca ayrı düştüğü paralel yapı diye suçladığı, vatan haini ilan ettiği cemaate ne yaptı ise aynısı bunlara yapmakla mükelleftir.

-Yaşanan terörün sorumlusu olarak bazı siyasilerin görevlerinden istifa etmesi gerekiyor mu?

Elbette kesinlikle. Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek durumunda. Gelişmiş ülkelerde örneklerini görüyoruz. Birçok toplusal olayda merkezi yönetimin veya sorumlu kişilerin bir zafiyeti söz konusu olduğunda istifa mekanizması işliyor. Ancak AKP iktidarında bunu görmek pek mümkün değildir. Zira evinde 6 tane para kasası ve ayakkabı kutularında minyonlarca dolar yakalanmasına rağmen yargılanamayan bakanlar var bu ülkede. Son yapılan açıklamalarda AKP ye göre terörle mücadelede yaşanan olumsuz ve aksaklıklar paralel yapı yüzünden.

*“Çözüm Süreci”nin mimarı olduğunu söyleyen bir partinin, süreç sonrası ödenen ağır bedeller ortadayken muhalefet tarafından yeterince eleştirildiğini düşünüyor musunuz?

-Elbette. Özellikle çözüm süreci kapsamında MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli birçok kez gerek grup toplantılarında gerekse basın açıklamalarında bu konu ile ilgili ön görü, uyarı ve tespitlerini defaten dile getirdi. MHP Türkiye’nin dokuz bölgesinde “Milli değerleri koru ve yaşat” temalı açık hava toplantıları düzenledi. Sırası ile Bursa da “Kuruluş Mitingi” İzmir de “Bayrak Mitingi” Adana’da”Vatan Mitingi” Erzurum’da “Birlik Mitingi” Konya’da “Türkçe Mitingi” Elazığ’da “Kardeşlik Mitingi” İstanbul’da “Demokrasi Mitingi” Samsun’da “Kurtuluş Mitingi” Ankara’da “Türkiye Mitingi” düzenledi. Ancak kamuoyu nezdinde yeterince gündem oluştu mu? Herkes tarafından duyuldu mu diye sorarsanız kanaatim hayır yönünde. Çünkü yazılı ve görsel medya tekelleşmiş durumda. Yandaş medyadan bahsediliyor. Hükümet yanlısı televizyonlar ve gazeteler işlerine geldiğini görüyor, işlerine gelmediğini görmüyor. Bir örnek olsun diye anlatmak istiyorum. “Alo Fatih” meselesi biliyorsunuz. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli bu konu hakkında bir açıklama yapıyor. Habertürk televizyonu bunu alt yazı olarak geçiyor. Dönemin başbakanı, şimdi ki Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan bizzat televizyonun genel yayın yönetmenini arayarak anında müdahale ediliyor. Nedir bu bahçelinin haberi alt yazı olarak veriyorsunuz diyerek azarlıyor. Maalesef Türkiye böyle yönetiliyor.

-Türkiye’nin başkentinde bile insanların can güvenliği konusunda büyük endişe yaşarken, Güneydoğu’da yaşananlar ortadayken ısrarla Başkanlık Sistemi’nin gündemde tutulmasına ne diyorsunuz?

Maalesef Türkiye’nin gündemi ile iktidar sahiplerinin gündemi çok farklı. Yangından mal kaçırırcasına, sanki bu ülkenin tek sorunu buymuş gibi ısıtılıp ısıtılıp başkanlık sistemi gündeme getiriliyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıyor ortaya bir laf atıyor, bunun kamuoyunda tartışılmasını sağlanıyor, yandaş basında bunu gündemden düşürmüyor. Toplum mühendisliği ve algı yönetimi marifeti ile vatandaşlarımızın buna alıştırılması sağlanıyor. Elbette doğru bulmuyorum. Başkanlık sisteminin bugün itibari ile ülkemize bir şey kazandıracağını düşünmüyorum.

-AK Parti çevrelerinin 7 Haziran sonrası yaptığı “Ya Başkanlık, Ya Kaos” yorumunu, son yaşananlar sonra nasıl okuyorsunuz?

Güzel bir atasözümüz var. “Büyük lokma ye büyük laf konuşma”. Büyük konuşmamak lazım. 7 Haziran seçim sonuçlarına göre tek başına iktidar olamayan AKP yeni bir söylem ve strateji geliştirerek “Ya Başkanlık, Ya Kaosu” adeta bir şantaj gibi milletimizin önüne sürmüştür. Bu atmosferde seçime giden ülkemiz 1 Kasım’da istikrar adına yeniden AKP’nin tek başına iktidarı ile tanışmıştır. Ancak ne var ki milletimiz hem AKP hem de kaosu birlikte yaşıyor, yaşamaya da devam ediyor. İstikrardan ise eser yok. Öyle bir kaos ki Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş kap kara bir dönem. AKP tek başına iktidara gelirse şehitler gelmeyecek, analar ağlamayacak dediler. Bugün gelinen noktada Anadolu’nun her yanı ağlayan ana dolu. Parlamenter sistemde tek başına iktidar olan AKP hükümeti bugün neyi yapamıyor da, yarın “Başkanlık” sistemine geçilince yapabilecektir.

-Sizce Türk halkı gücün bir kişi de toplandığı bir başkanlık sistemine onay verir mi?

Çeşitli araştırma şirketleri tarafından bu konu hakkında birçok kez kamuoyu yoklaması yapıldı. Çıkan sonuçlarda da açıkça görüldü ki milletimizin başkanlık sistemine dolayısıyla “tek adamlığa” onay vermiyor. Milletimizin büyük bir bölümünün parlamenter sistemin devam etmesinden yana olduğunu düşünüyorum.

-Türkiye’de basının yaşananlara karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her alanda olduğu gibi bu alanda da ciddi bir kutuplaşma yaşanıyor. Türkiye’de basını üç bölüme ayırabiliriz. Bir son dönemde siyasi iktidarın bizzat oluşturduğu basın. Örneğin “Devlet bankasından sıfır faizle yandaşlara verilen milyon dolarlık kredi ile satın alınan ATV ve Sabah gazetesi” iki siyasi iktidar yanlısı yandaş basın, üç muhalif basın. Özgür basın ifadesi yalnızca ifadede kalmış durumda. Özellikle siyasi iktidarın tahammülsüzlüğü neticesinde birçok televizyon ve gazete kapatılmış, sayılara onlarca olarak ifade edebileceğimiz köşe yazarları işlerinden olmuş durumda. Düşünebiliyor musunuz? Türkiye’de 8 tane gazete adeta siyasi iktidar sözcüsü gibi aynı manşeti atabiliyorlar.

-Sizce Sarıyer’in 3 ana sorunu nedir? Çözüm için ne yapmak gerekiyor?

İlçemizin en önemli sorunu mülkiyet sorunudur. İnsanlarımızın her seçim döneminde büyük umutla beklediği ancak yıllardır bir türlü çözülemeyen veya çözülmeyen ve artık kronik hale dönüşen önemli bir sorundur. İlçemizin bir kısmında onlarca lüks site, yüzlerce villa inşa ediliyorken, diğer yanda mahallelerimizde vatandaşlarımız bir kat ev bile yapamamaktadırlar. Sarıyer’de uygulanan Boğaziçi İmar Kanunu TBMM’de ele alınmalı ve yeniden düzenlenmelidir. Vatandaşlarımızın yaşadıkları bu mağduriyet ortadan kaldırılmalıdır.

İkinci en önemli sorun olarak işsizlik diyebilirim. Özellikle genç işsiz sayımız oldukça fazladır. İlçemizde yeterli derecede fabrika ve benzeri düzeyde iş sahası bulunmamaktadır. Gençlerimiz bu konuda oldukça muzdarip ve zor durumdadır. Yeni iş sahaları oluşturulmalıdır.

Üçüncü olarak uyuşturucu sorunu diyebilirim. Özelde Sarıyer, genelde İstanbul ve ülkemiz sathında çağımızın en büyük belası uyuşturucu meselesi. Maalesef yapılan araştırmalara göre uyuşturucu kullanımı ilköğretim düzenine kadar düşmüştür. Resmi verilere göre yalnızca 2014 yılında kimyasal uyuşturucu kullanımı sebebi ile ülkemizde 1000 e yakın gencimiz hayatını kaybetmiştir. Bu çok büyük ve ibret verici bir rakamdır. Uyuşturucu kullanımının son dönemde ilçemizde de epeyce yaygınlaştığını ibretle müşahede ediyoruz. Çocuklarının uyuşturucuya başladığı çok geç fark eden aileler maalesef çaresiz ve çok zor durumda kalıyorlar. Evlatlarını bu beladan nasıl kurtaracakları konusunda bilgi sahibi değiller. İlçede ki hastanelere müracaat ediyorlar ancak olumsuz cevap alıyorlar. Aileleri Bakırköy AMATEM’e yönlendiriliyorlar. Çocuklarını oraya götürüyorlar. Bu sefer de başka bir sorunla karşılaşıyorlar. Uyuşturucunun etkisi altında olan çocuklar gönüllü tedavi olmayı reddediyor, böyle olunca da ilgili hastane tedavi hizmeti veremeyeceğini söylüyor. Bazı aileler Kaymakamlığa dilekçe ile başvuruyor, kaymakamlık talimatı ile belediyeden ambulans, emniyetten polis eşliğinde kendi çocuklarını cebren hastaneye yatırıyorlar. Bu süre hastanın bağımlılık durumuna göre bazen bir hafta, bazen de 15 gün oluyor. Bu tedavi sürecide maalesef tek başına yeterli olmuyor. Hastaneden taburcu olduktan sonra tekrar uyuşturucu kullanmaya devem edebiliyorlar.

Sarıyer Kaymakamımız Sayın Gürsoy Osman BİLGİN Bey öncülüğünde ivedilikle “uyuşturucu ile mücadele komisyonu” kurulmalı. Sarıyer Belediye Başkanı Sayın Şükrü GENÇ, Emniyet müdürü Sayın Ercan ÇAMIRCI, Milli Eğitim Müdürü Sayın İbrahim TAHMAZ, Sarıyer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Sayın Ali İrfan BİLBOĞA, Gençlik ve Spor Müdürü Sayın Namık ŞİŞMAN, Sarıyer Müftüsü Sayın Arif CEVLEK komisyonda yer almalıdır. Ayrıca bu komisyon ile koordineli çalışacak alt komisyon oluşturulmalı, okul müdürlerimiz ve mahalle muhtarlarımızda bu çalışmada yer almalı ve etkin görev üstlenmelidir.

Komisyonda bulunan tüm kurumların kendi alanlarında yapacakları çalışmalar sonrasında tespit ve önerilerini içeren birer rapor hazırlayarak kaymakam beye teslim edebilirler. Ortaya çıkan sonuca göre de acil eylem planı oluşturulmalı ve zaman kaybetmeden hayata geçirilmelidir.

Teşekkürler….

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 12 Haziran 2016 tarihinde yayınlanmıştır. (6 ay önce)

Habere yorum yaz