İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, SARIYER OLAY’a konuştu: “BİZ DÜNYA MARKASIYIZ”

turexit
Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım
1


Dünyanın sayılı üniversiteleri arasında bulunan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin başarılı Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, SARIYER OLAY’ın sorularını yanıtladı. Sarıyer’in İstanbul’un en güzel ilçelerinden biri olduğunu vurgulayan İTÜ Rektörü Karaca; “İTÜ denince akla Türkiye gelir. İTÜ, Türkiye’dir. Kültür ve birikimiyle 243 yılını tamamlamış milli bir üniversiteyiz. İTÜ’lü olmak ayrıcalıktır” diye konuştu.

NEVRA YERLİKAYA/ SARIYER OLAY -ÖZEL RÖPORTAJ

Mezunları arasında Türkiye’nin önde gelen isimlerinin yer aldığı, dünyanın en kaliteli üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi’nin deneyimli ve başarılı Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, Sarıyer Gazetesi’nin kardeş yayını SARIYER OLAY‘ın sorularını yanıtladı. Sadece bir akademisyen olarak değil, yaşam tarzıyla da öğrencilerine örnek olan İTÜ Rektörü Karaca, haftanın belirli saatleri İTÜ Radyosu’nda da program yaparak farklı bir rektör profili çiziyor. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, Haber Müdürümüz Nevra Yerlikaya’ya özel açıklamalarda bulundu…

Öncelikle eğitimde bir marka olan İTÜ’nün vizyonundan söz eder misiniz?

Dünyada ve ülkemizde bir marka olan İTÜ’nün vizyonu bilim, teknoloji ve elbette sanatta profesyonelliği ve yaratıcılığı ile lider bir eğitim kurumu olmaktır. Okulumuzun varlık nedeni bilim, teknoloji ve sanatta bilginin sınırlarını genişleterek toplumun ihtiyaçlarına cevap vermektir.

“DÜNYA MARKASIYIZ”

İTÜ Rektörlüğü’ne Ağustos ayında atandınız. Yeni süreçte İTÜ’lüleri ve İTÜ adaylarını neler bekliyor?

Biz bir dünya markasıyız. Öğrencileriyle ve akademisyenleriyle ve tüm çalışanlarıyla dünyanın güçlü üniversitelerinden biriyiz. Markaya dönüşmüş bir üniversiteyiz. İTÜ serüveni 1771’de başlamış ve üniversite aralıksız olarak mezun vermiştir. Sadece Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale Savaşı döneminde koşullardan dolayı mezun verememiştir. Akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimizin konforu için fiziki iyileştirmelerin sürmesi, teknokentimizin hem ulusal hem de uluslararası çerçevede giderek güçlenmesi ve üniversitemizin eğitim kalitesinin daha da yükseltilmesi’ amacıyla çalışacağımız önümüzdeki dönem; İTÜ’de başlayan değişimin pozitif sonuçlarını fazlasıyla göreceğimiz yıllar olacak.

İTÜ’nün yönetim prensibi ‘İTÜ’nün gelişimi, İTÜ’lülerin faydası’ temeline dayanıyor. Bu anlamda vizyonunuzdan söz eder misiniz?

Evet. Bu prensibimizin süreceği yeni dönemde de üniversitemizin tüm bileşenlerinin sağlayacağı katkı sayesinde, öncü ve örnek işler gerçekleştirme yolunda birçok adım atacağımıza inanıyorum. Mezunlarımız Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşmesine büyük katkılar sunmuştur. Sadece alt yapı-üst yapı baraj ve köprüler değil santraller değil ülkenin siyasetine de yön vermişlerdir. Üniversite olabilmek için zaten en az 50 yıl geçmiş olmalıdır. Kültür ve birikimiyle 243 yılını tamamlamış bir üniversiteyiz. Türkiye’de bu yaşa erişmiş olgunlaşmış çok az üniversite var. Biz de bunlardan bir tanesiyiz.

“İTÜ TÜRKİYE’DİR”

İTÜ aynı zamanda milli bir üniversitedir diyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Burası aynı zamanda milli bir üniversitedir. Yerel değerlere bağlı ama uluslararası platformda da sadece eğitim açısından değil araştırma ve geliştirme açısından da çoğu işlevini yerine getiren bir kurum. İTÜ, yerel değerlere sahip olmanın ötesinde uluslararası platformda da bir markadır. Yegane olan Türk Müziği Konservatuvarımız var. Çok sayıda mezun vermiştir. Onun dışında da İTÜ, mimarlıkta da öncü bir kurumdur. Mühendislik buranın olmazsa olmazıdır.

İTÜ’yü birkaç cümle ile tanımlamanızı istesem neler söylersiniz?

İTÜ deyince akla Türkiye gelir. İTÜ, Türkiye’dir. İTÜ’lü olmak zaten bir farkındalık oluşturuyor. Bunu çoğu insan mezun olduktan sonra daha net fark ediyor.

İTÜ’NÜN AÇAMAYACAĞI KAPI YOK!

İTÜ mezunlarını neler bekliyor?

İTÜ’nün açamayacağı hiçbir kapı yok. Öğrencilerimize belli bir formasyon ve belli bir kültür aşılıyoruz. Sonradan hayata atıldıklarında özel veya tüzel kurumlarda çalıştıklarında farklı oluyorlar. Biz tam anlamıyla dünyaya mezun hazırlıyoruz. İTÜ mezunları dışarıya doğru açılan mezunlardır. Onlar dış yüzümüz oluyor. Uluslararası şirketlerde görev alıyorlar. ABD başta olmak üzere Japonya’dan Dubai’ye kadar bütün dünya platformlarında İTÜ mezunu görmek mümkün. Türkiye’yi temsil ettiklerinden dolayı da “Biz milli bir üniversiteyiz” diyoruz. Bizim mezun derneklerimiz de çok güçlü. Bu açıdan da iyi bir yerdeyiz.

ABD ve Avrupa’nın birçok ülkesinde sanayi ve yükseköğretim işbirliğini geliştirmek için eğitimde uygulanan ve gittikçe yaygınlaşan “üçünü nesil üniversite” modeline İTÜ de geçti. Bu uygulamayı biraz açar mısınız?
Biz bunu slogan olarak değil hayata geçiren Türkiye’de yegane okuluz. Bu konuda hiç tevazu göstermiyorum. Üçüncü nesil üniversiteler, yaptığı projeleri ve patentleri toplumun refahı için üreten üniversitelerdir. Biz bu işi kamu üniversitesi olmamıza rağmen Teknokent ile, İTÜ Çekirdek ile, Ninova gibi programlarla bunu zenginleştiriyoruz. Üretilen argenin veya fikrin ticarileşmesi ve şirketleşmesi lazım. “Üçüncü nesil üniversite” denilen kavram tam da budur. Bunların halka hizmete dönmesi lazım. Bu anlamda da Türkiye’de önder olan eğitim kurumu İTÜ’dür.

İTÜ ÇEKİRDEK GİRİŞİMCİLİĞİ TETİKLİYOR

İTÜ Çekirdek, girişimci öğrencileri destekleyen bir uygulamanız. Burada neler yapılıyor?

İTÜ Çekirdek bir kuluçkadır, bir girişimcilik eko sistemidir. İnovatif bir fikriniz varsa ister yedi yaşında ister, yetmiş yaşında olun bu fikirlerin önünü açıcı programlarımız var. Proje üretenler bizimle projelerini paylaşıyor, biz de bunları değerlendiriyoruz. Bilimsel projelerin dışında halkın refahına uygun olanları değerlendiriyoruz. Dört sene önce yüzlerce proje var iken bu dönemde binlerce proje başvurusu aldık. Değerlendirme sonucunda derecelendirme yaptık. Gençler, İTÜ’de şirket nasıl kurulur, ürün nasıl pazarlanır, fikir mülkiyet hakları nelerdir gibi birçok konuda bilgi sahibi oluyor. Hukuktan ekonomiye kadar onlara birçok alanda destek veriyoruz. Üstüne üstlük proje partnerlerimizle beraber en az bir sene finans desteği sağlıyoruz ve Teknokent içinde de bedava yer temin ediyoruz. Partnerlerimiz arasında İstanbul Sanayi Odası, Türkiye Otomobil İhracatçıları Birliği, ELGİNKAN Vakfı, İTÜ’den mezun olup firma kuran öğrencilerimiz, Microsoft gibi markalar yer alıyor. Hepsi gençlere karşılık beklemeden yatırım yapıyor.

24 SAAT YAŞAYAN “YEŞİL” KAMPÜS

Sizin rektörlüğünüz döneminde hayata geçirdiğiniz “Yeşil kampüs” projesi çok ses getirdi ve benimsendi. Nedir bu yeşil kampüs?

Mekan ne kadar iyiyse mutluluk da o kadar artar. Dünyaya bakın ilk ellideki en iyi üniversitelerde yaşam kültürü ciddi anlamda oluşmuştur. Öğrenci burada mutlu ise daha üretken olur. Son dört yılda önemsediğimiz şey, çalıştığımız ortamı zenginleştirmek olmuştur. Bu illla ki ağaç sayısını arttırmakla alakalı değil. Daha ergonomik bir ortam oluşturmak istedik. Örneğin karbon tüketimini azaltmak ve araç trafiğini mümkün olduğu kadar azaltmak önemsediğimiz şeyler arasında. Bisiklet yollarını çoğaltmak ve kampüste hayvanlarla aynı ortamda yaşam olanağı tanımak da başarılarımız arasında. Kampüsümüzde kirpiler, kaplumbağalar, sincaplar, kediler ve köpeklerimiz var. Bu anlamda kampüsü zenginleştirdik. Yeşile doyan, çevreye uyumlu bir ortam oluşturduk.

KAMPÜS ZENGİNLEŞECEK

Zenginleştirmeye devam edeceğiz. İstanbul’un kendine özgü bitkileri var. Çam ve arguvanlar var. Bu anlamda üniversitenin içinde ciddi bir bilimsel destek aldık. Mimarlık Fakültesi’nden peyzaj desteği aldık. Bunu hayata geçirdiğimizden beri öğrencilerimiz dışarıya çıkmaktan çok, kampüste kalmayı tercih ediyorlar. Kampüste daha fazla zaman geçiriyorlar. Kampüste kalmaları birbirlerini tanımaları ve iletişim halinde olmaları açısından da güzel ve etkili oldu. Bir arada olduklarında değişik fikirler üretiyorlar. Mezun olduktan sonra nasıl bir geçmişiniz ve arkadaş portföyünüzün olduğu da önemli. İş bulma ve iş yapma anlamında sosyal alan önemli. Biz de kampüste sosyal alan yaratarak atmosfer oluşturduk.

REKTÖR KARACA’NIN YENİ PROJELERİ YOLDA

İTÜ için yeni projeleriniz var mı?

Evet. Yeni projelerimiz var. Geçen dönem düşünüp hayata geçiremediğimiz Öğrenci Merkezi projemiz var. Öğrenci yoksa üniversite yoktur. Öğrenci kulüpleri ve odaları oluşturmak çok önemli. Oluşturacağımız bu merkezlerde öğrencilerin proje üretmeleri sağlanacak. Bu anlamda Maslak yerleşkesinde yeni bir bina yaptıracağız. Diğer yerleşkelerde de eski binaların restoresi devam ediyor. Özellikle Taşkışla’yı yeniledik. Sırada Maçka ve Gümüşsuyu binaları var. Yeterli finans desteği bulursak hayata geçireceğiz. Sarıyer’de olduğumuzdan dolayı burası Sarıyer Belediyesi’ne ait ve daha fazla öğrenci var. Önceliği buraya çektik. 13 fakültenin dokuzu burada. Finans desteği sağlandığı takdire hazır olan proje hayata geçecek.

Bu projeler için 60 milyon TL gerekiyor. Merkezin içinde otopark, sergi salonları, etkinlik için salonlar olacak. Buradaki salonumuz 450 kişilik. Hedefimiz 1500 kişilik salon oluşturmak. Rektörlük içinde sanat galerimiz var ama yetmiyor. Açık alanda bir sanat galerisi projemiz var. Öğrenci merkezinin altında sanatla haşır neşir olunacak bir galeri yapacağız. Küçük cep salonlarında özel filmlerin gösterileceği salonlar yapacağız. Kampüs 24 saat yaşamaya başladı. Öğrenciler burada yaşayacak. Dünyada örneği az sayıda. Bu anlamda da Türkiye’de ilkiz.

SİNEMA VE MÜZİK TUTKUNU REKTÖR

Özel hayatınızla da diğer rektörlerden çok farklı yönleriniz var. Bunların başında da sinema ve müzik tutkunuz geliyor. Dünya sineması, Türk Sineması, futbol, basketbol, voleybol ve Amerikan Futbolu başta olmak üzere birçok spor dalı, gastronomi ve müzik ilgi alanlarınız arasında bulunuyor…

Sanatı seviyorum. Türk ve dünya sineması ilgi alanım. Önyargı vardır, mühendisler sanata aşina değildir diye. Mühendisler düz insanlardır ve estetik yönleri yoktur düşüncesi var. Bu algıyı kendim kırıyorum, kampüste de kırmaya çalışıyorum. Ben rol modeliyim. Bizler gençler için rol modeliyiz. Sadece dersle alakalı kalarak inovatif fikir gelişemez. Apple’nin kurucusu Steve Jobs’a baktığınız zaman kendisi font dersleri almıştır ve markanın fontları özel ve güzeldir. Kurucusundaki estetik merakından dolayı görsel ve görsel olmayan sanatlarda Apple kullanılır.

JAN GARBAREK HAYRANI

Çok güçlü bir müzik arşivinizin olduğunu biliyorum. İTÜ Radyosu’nda da zaman zaman müzik programı yapıyorsunuz. Bu durumun öğrencilerle aranızda güçlü bir bağ oluşturduğunu düşünüyor musunuz?
Radyoda program yapıyorum. Benim için çok keyif verici. Stres atıyorum. Her dönem birkaç program yapıyorum. Rock ile başladım. Türkü, sanat müziği ve cazz müzik üzerine de program yapıyorum. Her tür müziği severim, dinlerim, binlerce isimden oluşan arşivim var. Odamda plaklar ve CD’ler var. 1000 plak var. Evimde de var. Değişken bir zevkim var. İskandinav saksafon sanatçısı Jan Garbarek dinlerim. Doktora yaptığım dönemi bu tür ortamlarda geçirdim. Üniversitenin adı üstünde unvrsyt kainatın bütün olgularının burada olması lazım. Salt olarak okul olarak bakarsanız öğrenciye verecek bir şeyiniz olmaz. Karma bir yapıda her şey olmalıdır. Spor da buna dahildir.

ÇİZGİ FİLM VE ANİMASYON PROGRAMI KURULACAK

Sanata çok önem veren birisiniz. Bu anlamda kampüs içinde de projeleriniz var. Bunlardan söz eder misiniz?
Sanatla çok ilgiliyim. Özellikle sinema benim için çok önemlidir. Teknik üniversitede özellikle çizgi film ve animasyonla alakalı lisans üstü program kurmak istedim, yapamadık. İkinci dönemde yapacağız. Bunun için teknolojik anlamda sıkıntımız yok ama içerik sıkıntımız var. Her türlü alt yapıyı kurabiliriz. İçerik besleyecek eleman bulmakta sıkıntı yaşıyoruz. Bu proje için sosyolog, psikolog, sosyal bilimci desteği gerekli. Piyasadan entellektüel kişileri üniversiteye çekerek yeni gençliğin önünü açacak program oluşturma hedefimiz var. Bir iki yıl içinde bunu hayata geçireceğiz. Ders programı bile hazır fakat ders verecek insan bulamadım. Ekip oluştuktan sonra hayata geçecek.

Aslında teknik üniversiteler çok sanatçı yetiştirmiştir. Mutlu Torun iyi bir mimardır ve bestekardır. Yılmaz Erdoğan mezun olamadı ama iyi bir tiyatrocu ve sinemacıdır. İnovatif bir fikir için mühendislerin sanatla iştikal etmesi şart. En azından bir müzik aleti çalmaları hobileri olmalıdır. Bunu her zaman aşılamaya çalışıyorum.

İTÜ’NÜN BAŞARI YELPAZESİ ÇOK GENİŞ

İTÜ, spor faaliyetlerinde de başarılı mı?

Evet. İTÜ’nün sporda da özellikle baskette ciddi bir geleneği var. İTÜ, atletizm ve baskette ekol olmuş insanları barındırdı. Bu yüzünü cilalayacağız, önümüzdeki dört yılda bu yüzümüz görülecek. Basketbolda ve diğer branşlarda gelişmeler kaydedeceğiz. Bu gelişme finans kaynağı sağlanmasıyla da alakalı.

“EĞİTİMDE EN ÖNEMLİ ŞEY DİL”

Eğitim sistemi sizce nasıl olmalı? Bu bağlamda Türk eğitim sistemini değerlendirmenizi istesem neler söylersiniz?
Eğitim sisteminde en önemli şey dildir. Dünya vatandaşı olmak ve dünyada söz sahibi olmak için dil bilmek gerekir. Biz yüksek eğitim kurumu olarak bu açığı doldurmaya çalışıyoruz ama buna erken yaşta başlanması gerekir. İTÜ’ye bağlı vakıf okullarımız var ve orada ciddi dil eğitimi veriyoruz. Her öğrenci bu şansa sahip değil. İstanbul’da bu başarıyı sağlayan sayılı okullar içindeyiz. Bu anlamda da marka olduk.

Eğitim anlamında çok yol almamız gerekir. Bakanlığın aldığı kararla önümüzdeki yıllarda beşinci sınıfta dil eğitimi başlayacak. Sıkıntı şu ki; batıda ana okulu ve ilk okulda hayat öğretiliyor. Toplumda davranış kurallarından trafik kurallarına, nasıl iyi birey ve insan olunmalıya dek birçok alan öğretiliyor. Hayat öğretiliyor açıkça. Bizim de ilk eğitimden itibaren buna eğilmemiz lazım. Gençlerin önünü de asla kesmemek lazım. Çok fazla sınav var, bu kadar sınavla gençleri boğuyoruz. Yaratıcı fikirler köreliyor. Bu anlamda ciddi adımlar atılması beni sevindiriyor. Ancak içerik açısından çok yol almamız gerekiyor. Gençlerimizi gözlüyorum, hepsi pırıl pırıl. Kendi adımlarını atıyorlar. Ben gelecekten umutluyum. Umutsuz yaşanmaz.

“ÜLKEMİZE DAHA FAZLA YABANCI ÖĞRENCİ GELMELİ”

Yurt dışı eğitim programlarına dahil olan ve Türkiye’den dünyaya açılan çok sayıda öğrenciniz var. Dünyadan da öğrenciler Türkiye’ye geliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Artık her şey küreselleşti. Bizim öğrencilerimiz de gidiyor ama daha fazla öğrenci gelmeli. YÖK’te bu anlamda ciddi hamleler yapılıyor ama bu pastadan yeterince pay aldığımız söylenemez. İstanbul marka bir şehir. Daha fazla öğrenci gelebilir. Büyük potansiyel var. Özellikle bizim gibi kurumların buna öncülük etmesi gerekir. İTÜ olarak bizim yabancı öğrenci potansiyelimiz yüzde 7 civarında. Gelecek dönem hedefimiz yüzde 10’u geçmek. Ne kadar fazla öğrenci gelirse kültür etkileşimi o kadar olur. Yabancı öğretmen ve öğrenciler bizden biz de onlardan çok şey öğreniyoruz. Osmanlı’da Enderun’a dışarıdan öğrenciler gelmiş ve burada eğitilmişlar. Topluma faydalı olmuşlar. Bizim de bu çağda bunu yapmamız lazım. Bu anlamda mevzuatta sıkıntılar vardı, onları aşıyoruz yavaş yavaş. Yurt sıkıntımız var. En azından ilk iki seneyi yurtta barındırmak lazım. İTÜ’nün bu anlamda yeni projeleri var ama yetmiyor. Bugün 37 bin öğrencimiz var. Çoğu Anadolu’dan geliyor. Bunların sadece dörtte birine barınma imkanı sunabiliyoruz. İstanbul’da hayat zor. Kamu yatırımları çoğaltılmalı ve bu sorunlar çözülmeli.

“15 TEMMUZ ÜLKEMİZ İÇİN MİLATTIR”

Türkiye’nin gündemine gelirsek. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminden sonra zor günler yaşıyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son iki ayda çok kötü günler geçirdik. 15 Temmuz’u milat olarak görüyorum. Bizim silkelenmemiz ve kendimize gelmemiz açısından önemli. Bir kan değişimi olur da kendinizi yenilersiniz ya, bu da iyi bir fırsat oldu. Bazı kötü unsurların temizlenmesine vesile oldu. Milli değerlere daha fazla sahip çıkıldı. İnşallah daha iyi olacak umutluyum. Her şerrin arkasından bir hayır gelir. O şerri yaşadık. İnanılmaz günler yaşadık. Bu millet gereken cevabı verdi. Bu da umut verici. 80’lerde kötü şeyler yaşandı ama bu son olur dilerim. Ben umutlu bakıyorum. Bizi güzel günler bekliyor umudum var.

Kıymetli zamanınızı ayırıp röportaj yaptığımız için teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey, öğrencilerinize vermek istediğiniz mesaj var mı?

En büyük sıkıntımız kendimizi anlatamıyoruz. Buna fırsat tanıdığınız için size teşekkür ederim. Bizi izlemeye devam etsinler. İTÜ bir markadır. Bu markanın neler yaptığını herkes biliyor. İTÜ’lü olmak ayrıcalık. Diğerlerini dışlamıyoruz. Yediden yetmişe herkese hizmet sunmaya devam edeceğiz. Bu ülke için varız ve var olmaya devam edeceğiz.

İTÜ REKTÖRÜ PROF. DR. MEHMET KARACA KİMDİR?

1959 yılında İstanbul’da doğan Mehmet Karaca, lisans ve yüksek lisans öğrenimini İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek M. Sc. University of California Los Angeles (UCLA) – Atmosfer ve Okyanus Bilimleri Bölümü’nde ikinci kez yüksek lisans eğitimi gördü. 1993-1995 yılları arasında İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcılığı görevine getirilen Prof. Dr. Mehmet Karaca, 2001-2004 yılları arasında aynı kurumun müdürlüğünü yaptı. 2001-2002 yılları arasında Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcılığı ve İTÜ Araştırma Fonu Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini de yürüten Karaca, 2008-2010 yılları arasında Rektör yardımcılığı, 2009-2010 yılları arasında ise bir yıl boyunca İTÜ KKTC Kurucu Rektörlüğü yaptı. Prof. Dr. Mehmet Karaca aradan geçen iki yılın sonunda İTÜ Rektörü olarak atandı. Karaca, evli ve 2 kız çocuk babasıdır.

PROF. DR. KARACA’NIN BAŞLICA ARAŞTIRMALARI

Atmosfer ve okyanus modellemesi, küresel ve bölgesel iklim değişimi, acil durum ve afet yönetimi, hava kirliliği ve kalitesi ile şehir iklimi üzerine araştırmalar yapan Karaca, Amerikan Jeofizik Birliği, Amerikan Meteoroloji Cemiyeti, Ulusal Coğrafya Derneği (ABD) ve Doğal Hayatı Koruma Derneği gibi ulusal ve uluslararası organizasyonların üyesidir.

TÜRKİYE’DE İLKLERİN ÜNİVERSİTESİ

Türkiye’nin ilk teknik üniversitesi olan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), 250. yaşını kutlamaya hazırlanıyor. İTÜ, Osmanlı döneminde batılı anlamda mühendislik eğitimi vermek için 1773’te kurulan, Osmanlı’nın batı referanslı ilk eğitim kurumlarından biri. Dünyanın en eski teknik üniversitelerinden İTÜ, özellikle verdiği kaliteli mühendislik ve mimarlık eğitimi ile dikkat çekiyor. Beş ayrı kampüsünde 13 fakülteye sahip olan İTÜ’de 39 lisans programı yer alıyor. Üniversite bünyesinde bulunan 6 enstitüde yüksek lisans ve doktora programları uygulanıyor.

İTÜ her zaman ilklerin adresi oldu. Türkiye’de ilk kez televizyon yayınları İTÜ’de yapıldı. İlk üniversite radyosunun kurulması, bilgisayarı ilk kez kullanan üniversite olması, ilk defa bir Türk üniversitesinin uzaya uydu göndermesi, ilk yerli haberleşme uydusu, ilk yerli helikopter ve ilk yerli insansız otomobilin yapılması gibi mühendislik alanında Türkiye’deki pek çok ilk İTÜ tarafından gerçekleştirildi. İTÜ’de bugün 22 bin civarında lisans, 10 bin civarında lisansüstü, 3 bin 300 civarında doktora öğrencisi ve 2 bin 100 civarında akademik personel ile eğitim hayatı sürdürülüyor.

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım
1

Bu haber 13 Aralık 2016 tarihinde yayınlanmıştır. (2 ay önce)

Habere yorum yaz