Prof. Dr. Melda Cinman Şimşek’den çok önemli uyarı: “Medya Okuryazarlığı dersi iletişim mezunları tarafından okutulmalı”

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Medya Okuryazarlığı dersinin formasyonlu iletişimciler tarafından verilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Melda Cinman Şimşek “15 Temmuz” sürecine vurguda bulundu.

İşte Halkla İlişkiler Derneği internet sitesinde yer alan o röportaj: “Medya Okuryazarlığı Dersi Zorunlu Olmalı ve Sadece ‘Formasyon Almış İletişim Fakülte Mezunları’ Tarafından Okutulmalıdır” diyen Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melda Cinman Şimşek’ den bu dersin önemi ve neden iletişim fakültesi mezunları tarafından okutulması gerektiği üzerine görüşlerini aldık.

Medya okuryazarı olmak nedir ve neden önemlidir? 

 

Medya denildiği zaman kamuoyu algısı, sadece gazete ve televizyona odaklanıyor. Halbuki ‘Medya’ çok daha geniş bir kavram. Outdoor’dan kitaba, sinema filminden videoya, üzerinde mesajın iletildiği uçsuz bucaksız bir alanı kapsıyor. Medya aslında, mesajı gönderen ile mesajı alan arasındaki aracı! İletişim: mesajı gönderen, mesajı alan, ‘ aracı ‘ yani iletişim kanalı, gürültü, kodlama, kod açma, geri tepki ve tabii ki mesajın kendisini kapsıyor. Mc Luhan, mesajın ne olduğundan ziyade, mesajın üzerinde gittiği aracın öneminin altını çizerek, ‘ Araç mesajdır’ demiştir. Diğer deyişle, yazılan ya da söylenilenden ziyade, onun nerede yazıldığı veya söylenildiğinin, mesajın iletilmesinde hangi aracın yani medyanın kullanıldığının önemli olduğunu vurgulamıştır. Demek ki ‘ medya’ , iletişim sürecindeki en önemli unsurdur. Neden önemlidir? Çünkü biz dış dünyayı büyük ölçüde, medya vasıtasıyla gelen mesajlarla algılarız. Bu algılamalar, yanlışlarla yüklü olabilir. Nasıl okuryazar değilseniz, rakamları, harfleri, kelimeleri, cümleleri okuyup anlayamazsanız, medya okuryazarı değilseniz de, medyadan gelen mesajları doğru şekilde anlayamazsınız. Medya okuryazarlığı, her tür medyadan gelen sözlü, yazılı, görsel ve sözsüz mesajların ‘doğru okunması ve anlaşılması’na yönelik bilgi donanımıdır. Bu donanıma sahip değilseniz, yanılgıya düşersiniz. Ardından da başka yanılgılara sürüklenirsiniz. Şimşek; “Medya okuryazarlığı dersi almış olanla almamış olan arasındaki fark, bu da içinde yaşanılan dünyayı algılayıp algılayamamak arasındaki farka denktir”

Medya okuryazarlığı dersi alanlar ve almayanlar arasında ki farklar nelerdir?

Medya okuryazarlığı dersi alanlar, öncelikle aldıkları mesajı kimin yolladığına dikkat ederler. Gönderici yani mesajın kaynağı, kimliğini aksettirirken, amacını da büyük ölçüde gösterebilir. Acaba kaynağın konumu, mesajı çarpıtmasında rol oynamış mıdır? Mesaj ne gibi nitelikler taşımaktadır? Agresif midir? Objektif midir? Mesaj nasıl kodlanmış; kodlamada nasıl bir dil kullanılmıştır? Yazılı mıdır? Görsel midir? Yoksa başka türlü müdür? Kimin çıkarına olma ihtimali vardır? Ne zaman gönderilmiştir? Neden o zaman gönderilmiştir? Örtülü mesaj taşımakta mıdır? Mesajın verildiği medya neresidir? Niye orasıdır? Başka medyalarda da aynı mesaj, aynı özelliklerle verilmiş midir? Değiştirilmiş midir? Hiç mi verilmemiştir? Mesaj kime yöneliktir? Neden ona yöneliktir? Gürültü durumu nedir? Geritepkiye önem verilmekte midir; yoksa tek yönlü bir mesaj mıdır? Bu sorular daha da arttırılabilir. Medya okuryazarlığı dersi almış olanla almamış olan arasındaki fark, işte bu ve benzeri sorulara cevap verip vermek arasındaki farktır ki; bu da içinde yaşanılan dünyayı algılayıp algılayamamak arasındaki farka denktir.

Medya okuryazarlığı dersini neden iletişim fakültesi mezunları vermelidir?

 

Siz dört yıl iletişim eğitimi almış bir öğretmen dışındaki herhangi birinin bu soruları tam bir doğrulukla cevaplayabileceğine inanıyor musunuz? Ben inanmam. Bir sosyal bilgiler öğretmeni veya herhangi bir daldaki başka bir öğretmen, bu konulara kendisi tam olarak vakıf olamayacağından, öğrencilere tam ve doğru bir bilgi veremez. Bir kere medyayı tanımak lazımdır. 15 Temmuz sonrası bazı medya organlarına kayyum atandı. Öncesine dönün. 17-25 Aralık sonrası bu tür bir medyanın mesajları ile, başka bir medyanın mesajlarını, örneğin manşetlerini karşılaştırın bakalım, neler göreceksiniz! Medya okuryazarı, medya mensuplarını ve medya organlarını tanımak durumundadır. Böylece okuduklarını anlamlandırır ve körü körüne inanmaz.Medya okuryazarlığı dersini doğru öğretmenden almamış öğrenciler eksik yetişir. İçinde yaşadıkları dünyayı algılayamazlar. Propagandaya maruz kalır; anlamazlar. Bu nedenle, medya okuryazarlığı illa zorunlu ders olmalı ve iletişimciler tarafından okutulmalıdır. Şimşek; “Neye ihtiyaç varsa, o alana yönlendirilmeliydi gençler”

Devletin medya okuryazarlığı ile ilgili ne gibi adımlar atması gerekir?

Devlet planlama yapmalıydı. 31 Ocak 2017 tarihli Hürriyet’te, eski mezunlarımızdan Nuran Çakmakçı yazmış: Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Semih Aktekin ‘..ihtiyacın 100 bin olmasına karşın, 1 milyon öğretmen adayının atama için beklediğini …’ belirterek, bu adayların başka iş alanlarına yönelmesi gerektiğini’ açıklamış. Hatta cümle şöyle:’ … Tarih okuyan artık müzeciliğe, turizm rehberliğine; Türk dili edebiyatı okuyan yerel gazetecilik ya da yayıncılığa; matematik okuyan bankacılık veya sigortacılığa yönelsin, özel sektöre gitsin. Her şeyi devletten beklemeyelim….’ (31 Ocak 2017 tarihli Hürriyet, s.20) Bu ifade, planlama eksikliğini gösteriyor. Türk dili okuyan gazetecilik ya da yayıncılık yapacaksa, Gazetecilik okuyan ne yapacak? Bu ifade, uzmanlaşmaya önem vermemek demek olmuyor mu? İletişimcilere ‘Ne iş olsa yaparım abi!’ diyerek iş arayan düz işçi mantığıyla yaklaşmak çok yanlış. İletişim de en az hukuk, siyaset, ekonomi, tarih, sosyoloji gibi ciddi bir iştir. Velev ki, iletişim öğrencileri bunların hepsini okuyarak yetişiyor. Japonya bugün gelişmiş bir ülke ise, bunun arkasında, o alanda eğitim almadan o işi asla yapamamanız yatıyor. Toplumun gücünün, en zayıf halkasının gücüne eşit olduğu unutulmamalı. 2023 hedeflerine böyle mi varılır?! Güçlü olmak istiyorsak, planlama ve uzmanlaşmadan uzaklaşamayız. Bugün 80 civarında iletişim fakültesi var. Ben de açarım. Açmak kolay! Tam donanımlı tıp fakültesi açsınlar da göreyim! Eğer bu kadar iletişimciye ihtiyaç yoksa, bu kadar fakülte açılmasına neden izin verildi? Dört yıla yazık değil mi? Neye ihtiyaç varsa, o alana yönlendirilmeliydi gençler. Tabii, sorunun kökeninde, liseden sosyal bölümünü bitirerek mezun olanların gidebileceği fakültelerin çok sınırlı olması yatıyor. Çok büyük bir hataydı bu bölümleme. Hukuk fakültesi TM mezunu alıyor mesela. Lise bölümlerinin tekrar eskisi gibi Fen ve Edebiyat şeklinde düzenlenmesi, sosyal ve yabancı dil bölümlerinin kaldırılması lazım bence. Matematik okumadan olmaz. Her öğrenci her dersi görmeli ama, bölümlere göre derslerin saatleri farklı olması ve üniversiteye gidecek gençlere daha geniş bir yelpaze sunulması lazım. Devlet, eğitimin planlanmasından sorumludur. İşsizlikten sorumlu olduğu gibi…

Medya okuryazarlığı dersinin formasyon alan iletişim fakültesi mezunları tarafından verilmesi istihdam sorununa çözüm getirir mi?

 

Tabii !… Hem de önemli ölçüde. TRT, AA, RTÜK gibi, girilmesinin hiç de kolay olmadığını bildiğimiz devlet kuruluşları yanında az sayıda özel medya kuruluşu var. Gazete okuma oranının düşük olduğu ülkemizde, yazılı basın da, TV ve radyolar da reklam verenlerin desteğiyle çalışıyorlar. Medya patronlarının başka işleri var umumiyetle. Sorun çalışanlarda… Çoğu sarı basın karı sahibi olmayı bırakın, iş güvencesine bile sahip değil. Üstelik, ‘iş tecrübesi’ bahanesiyle, bedava çalıştırılanlar da var. Yazık bu gençlere. En azından, eğitim aldıkları alanda öğretmenlik yaparlarsa, hem uzmanlaşmaya önem verilmiş, hem de iletişimcilerin işsizlik durumuna önemli ölçüde çözüm getirilmiş olur. Üstelik örgün eğitimde ki gençler de bilinçli yetişir. ‘Kazan-kazan’ durumu yani… Şimşek; “Medya Okuryazarlığı Dersi Zorunlu Olmalı ve Sadece ‘Formasyon Almış İletişim Fakülte Mezunları’ Tarafından Okutulmalıdır”

İletişim camiasının ve medya mensuplarının, iletişimcilerin sorunlarına kayıtsız kaldığı söylenebilir mi?

Camia derken, ikiye ayırmak lazım: Patronlar ve çalışanlar. Çalışanları da ikiye ayırmak lazım: Üst düzey ve alt düzey! Bu iki düzey arasında inanılmaz bir makas farkı var. Ücretlendirme politikası kabul edilebilir gibi değil. Diyeceksiniz ki ‘ Konu bu değil !’ Aslında konu, bununla da bağlantılı. Üst düzey ‘yabancılaşma’ sorunu yaşıyor ve duyarsızlaşıyor. Her meslekte olur bu! Doktorun ölen hastasının ölümünü çok doğal karşılayıp, eğlenceye gitmesi gibi… Diğerleri de çaresiz kanımca. Üniversitelerin İletişim Fakülteleri’ne de değinmek lazım. Ben 2004-2007 arasındaki ilk dekanlığım esnasında, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde, Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu’nun önerisi ve Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu’nun büyük katkısıyla, ülkemizdeki ilk Uluslararası Medya Okuryazarlığı Konferansı’nı gerçekleştirmiş olmanın gururunu yaşıyorum doğrusu. T. Gazeteciler Cemiyeti’nden, RTÜK ve TÜHİD ’e, çeşitli üniversitelerden öğretim üyelerine, büyük bir katılım olmuştu ve bu konunun çok önemsendiğini görmüştüm. 2010’daki İkinci dekanlığım sırasında katıldığım İletişim Dekanları toplantısında, dekanların isteklerine rağmen, MEB temsilcisinin bu konuya sıcak bakmadığını anlamıştım. Bunun sebebi, ‘atanamayan öğretmenler ‘olmalı! Sosyal bilgiler, Türk İnkılap Tarihi ve hatta din dersi öğretmenlerinin, seçmeli medya okuryazarlığı dersine girdiklerini duymuştum o dönemde. Sanıyorum ki, atanamayan onca öğretmen varken, bir de iletişimcilere iş sahası açılırsa, atanamayanların atanma olasılığının daha da düşük olacağını düşünüyorlar. Halbuki kulvarlar farklı ve iletişim mezunları bu konuda bir engel teşkil edemez. Güçlü devlet, güçlü kadroya sahip olur. Netice olarak, şunu söyleyebilirim: Medya Okuryazarlığı Dersi Zorunlu Olmalı ve Sadece ‘Formasyon Almış İletişim Fakülte Mezunları’ Tarafından Okutulmalıdır.

Kaynak: halklailiskiler.com

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 4 Şubat 2017 tarihinde yayınlanmıştır. (7 ay önce)

Habere yorum yaz