Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Karahan, SARIYER OLAY’a konuştu: “Öğrencilerle arama mesafe koymam”

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım


Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitelerinden Beykent’in 7 yıldır rektörlüğü yapan Prof. Dr. Mehmet Emin Karahan, üniversitedeki çalışmaları ve eğitimdeki başarılarını SARIYER OLAY’a anlattı.

***

Yaklaşık 32 bin öğrenciye sahip Beykent’in, değişime ve yeniliğe büyük önem verdiğini söyleyen Rektör Karahan; “Benim kapım her zaman herkese açıktır. Öğrencilerimle arama asla duvar örmem, mesafe koymam. Herkes istediğini sorabilmeli ve öğrenebilmeli. Çünkü öğrenmek için iletişim kanalları hep açık olmalı” diye konuştu.

NEVRA YERLİKAYA/ SARIYER OLAY ÖZEL RÖPORTAJ

SARIYER OLAY, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerin rektörleriyle konuşmaya ve üniversite çağındaki gençlere ışık tutmaya devam ediyor. Bu kez de Beykent Üniversitesi’nin deneyimli Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Karahan’ın misafiri olduk. Türkiye’nin en büyük özel üniversitelerinden olan Beykent’in gençlere sunduğu imkanları, eğitim alanındaki çalışmalarını ve başarılarını konuştuk. SARIYER OLAY sordu, Beykent Üniversiyesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Karahan tüm samimiyetiyle cevapladı.

Türkiye’nin en büyük vakıf üniversitelerinden biri olan Beykent Üniversitesi Rektörlüğü görevini 7 yıldır yürütüyorsunuz. Beykent’i anlatmanızı istesem neler söylersiniz?

Beykent en eski ve büyük üniversitelerden biridir. 20 yaşındadır. Beylikdüzü, Maslak ve Taksim yerleşkelerimizde 32 bine yakın öğrenci var. Burası bir kent üniversitesidir. Bütün yerleşkelerimize ulaşım çok rahattır. İstanbul büyük bir metropoldür ve bu metropolde okulumuza ulaşım çok rahat sağlanmaktadır.

Çok başarılı geçen öğrencilik hayatınızın olduğunu biliyoruz. O yılları anlatır mısınız?

Çalışkan bir öğrenciydim. Yatılı olarak başladığım eğitim hayatım 1966’da İTÜ İnşaat Fakültesi’ne girerek devam etti. 1972 yılında Yüksek Mühendis olarak buradan mezun oldum. Başarılı bir öğrenci olduğumdan hocalar beni bırakmadı ve okulda asistan oldum. İdealim okulda kalmaktı. 1980 yılında doçent, 1988’de de profesör oldum. Yurt dışından birçok yerden büyük teklifler aldım fakat hiçbir zaman ülkemden gitmeyi düşünmedim. 40 yıla yakın İTÜ İnşaat Fakültesi’nde çalıştıktan sonra 2009 yılında kendi isteğimle emekli oldum ve Beykent Üniversitesi’ne geldim. 7 yıldır burada rektörlük yapıyorum.

“AKTİF VE DİNAMİK KADROMUZ VAR”

Beykent, köklü bir eğitim kurumudur. Aktif dinamik ve yetkin bir akademik kadromuz var. Neye istinaden aktif diyorum? Ben göreve 2009’da başladım akademik kadromda revizyonlar yaptım. Dinamik bir kadro oluşturdum. Önceki yılda 15 yardımcı doçentimiz doçentlik unvanı aldı. Bu sayı çok büyüktür. Buradaki akademik kadronun aktif oluşunun göstergesidir. Öğrencilerimize de kaliteli eğitim vermek için hepimiz elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.

“ODAMIN KAPISI HER ZAMAN AÇIKTIR”

Üniversitede odanızın kapıları her zaman açık. Öğrenciler ve akademisyenler size ne zaman isterse ulaşabiliyor. Bu özelliğinizle farklı bir rektör profili sergiliyorsunuz. Bu konuda neler söylersiniz?
Evet. Öğrencilerle beraberim. İdarecilik hayatım boyunca kapım her zaman açık olmuştur burada da böyle. Bana göre olması gereken budur. Kapım açık olduğundan benimle görüşmek isteyen kim olursa olsun önceden randevu almasına gerek yok doğrudan doğruya içeri girip benimle görüşme yapabilir. Öğrenci ve akademik ve idari personelle arama hiçbir zaman mesafe koymam. Hepsini çok severim. Kaliteli eğitim konusunda asla taviz vermem. Görev ihmali yapan biri varsa sert davranırım. Onun dışında her zaman iyimserimdir. Bu şeffaflık Türkiye’de yok. Kapı kapalı olduğunda kendimi boğulacak gibi hissediyorum. Öğrencilerimle akademik patronumla iç içe olmalıyım.

“ÖĞRENCİ SAYIMIZ 32 BİNE YÜKSELDİ”

Rektörlüğünüz’den sonra Beykent’de neler oldu diye sorsam?

2009 yılında göreve başladığımda Beykent Üniversitesi’nin 9 bin öğrencisi ve 140 öğretim elemanı vardı. Bugün 32 bin öğrenci ve 550 akademik personel var. Üniversitemiz oradan buraya geldi. Ben göreve başladıktan sonra çok sayıda bölüm devreye girdi. 8 fakültemiz var hemen hemen bütün bölümler mevcut. Akademik kadromuz gelişti, ülkede bilinir hale geldik. Geçtiğimiz sene 4 yıllık lisans bölümlerine en fazla kayıt alan vakıf üniversitesi biz olduk. Toplamda da ikinci sırada yer aldık. Büyüyoruz ama sağlıklı olarak büyüyoruz. Son derece sıcak bir akademik atmosferimiz var. Burası bir aile yuvası gibidir. Aile yuvası sıcaklığında üniversitemiz var. Hocalarımız da öğrencilerimize böyle davranır. Sıcak atmosferi korumaya ve devam ettirmeye çalışıyoruz. Öğrenciler burayı seçerek pişman olmazlar aksine çok memnun olurlar.

Genel olarak eğitim sistemi sizce nasıl olmalıdır. Özelde de Türk eğitim sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir üniversite eğitim kalitesini devamlı yükseltmelidir. Özellikle de laboratuvarlarını arttırmalıdır. Profesyonellik olmalıdır. Bu, otokontrol sistemini de beraberinde getirir. Şu anda Türkiye’de inşaat mühendisi yetiştiren eğitim kurumları var. Hepsi aynı kalitede değil ama hepsi aynı hak ve yetkilere sahip. Herkese aynı hak ve yetkiler verilirse bir şeyler eksik yapılıyor demektir. Her meslekte yeterlilik sınavı olsa bu sınavı geçen meslek sahibi olsa o zaman kalite artmış olur. Otokontrol sistemi de gelişmiş olur. Eğitim kurumlarında kaliteye önem vermemiz şart.

“TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ GELİŞMELİDİR”

Türkiye’de eğitim sistemi seneden seneye artarak devam etmeli ve gelişmelidir. Her sene eğitime bir taş daha koyulmalıdır. Liselerden üniversitelere gelen öğrencilerin seviyesinde düşme görülüyor. Demek ki eskiye göre ilk ve orta öğretim kötülüyor. Üniversiteye gelen öğrenciyi yetiştiren kurumlarda istenildiği düzeyde eğitim verilemiyor demektir. Biz yüksek öğretimde kaliteyi arttırmak için eğitim veriyoruz. Eğitim bir bütündür. Biz de bunu ele alarak eğitimde kaliteyi arttırmak için çalışıyoruz. Eğitimi ana okulundan üniversite son sınıfa kadar hatta yüksek lisans ve doktoranın sonuna kadar bir bütün olarak değerlendirip kaliteyi ona göre arttırmamız gerekir. Hepsi birbirine bağlıdır. Birinin çıktısı diğerinin girdisidir. Bizim girdimiz lisedir. Lisenin girdisi kötü olursa sıkıntısını biz çekiyoruz. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Eğitim Kurumu’nun kalitesinin arttırılması gerekir.

“ÜNİVERSİTELER, KALİTESİNİ ARTTIRMALIDIR”

Eskiye göre çok şey değişti. Yüksek Öğretim Kurumu Yasası çıktığında ülkede 29 üniversite varmış. 1966 yılında ben üniversiteye girdiğimde ülkede iki üniversite vardı; İstanbul ve İstanbul Teknik Üniversitesi. Karadeniz Üniversitesi de yeni kuruluyordu. YÖK Yasası çıktığında 29 olan üniversite sayısı bugün 180’lere ulaştı. Eskiden üniversite denilince akla İstanbul ve Ankara’daki okullar gelirdi. Sonra İzmir’de kurulmaya başlandı. Eskiden biz askere gider gibi üniversiteye gelirdik. Artık bütün illerde üniversite var. Dolayısıyla üniversite eğitimi kolaylaştı. Artık sabah evinden çıkıp okuluna gelip akşam evine dönüyor. Eskiden aileler şehir dışında çocuklarını gönderirdi. Sayısal olarak üniversite çoğaldı. Kalite olarak aynı paralelde yürümedik. Üniversitelerin kalitesinin arttırılması gerekir.

“ŞÜKRÜ GENÇ’E HER ZAMAN DESTEK OLUYORUZ”

Sarıyer’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sarıyer İstanbul’un en güzel ilçelerinden biri. 40 seneye yakın Üsküdar’da oturdum 4 senedir de Zekeriyaköy’de oturuyorum. İstanbul’da özelliğini değiştirmeyen iki ilçe var. Sarıyer ve Üsküdar yapısını değiştirmedi. Sarıyer çok güzel ve büyük bir boğaz ilçesidir. Ama yapılacak çok şey var. Üçüncü çevre yolu sınırdan geçiyor. Onun getirdiği yeni yapılaşmalar olacak ve ulaşım sorunları olacak. Tünelden girilip Sarıyer’e çıkılıyor ama devamı olarak ikinci tünelin yapılması lazım. Şükrü Genç’in mesleği İnşaat Mühendisliği. Kendisi bizim öğrencimizdi hala da sık sık görüşüyoruz. Kendisine her alanda her zaman destek oluyoruz. Başarıları tartışmasız olan bir başkandır.

“15 TEMMUZ’DA YAPTIKLARINI AKILLA İZAH ETMEK MÜMKÜN DEĞİL”

15 Temmuz’da yaşadığımız darbe girişiminin ardından eğitim kurumları da dahil olmak üzere birçok alanda ve sektörde köklü değişiklikler yaşandı. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

15 Temmuz’u hep birlikte yaşadık. Türkiye için çok talihsiz bir durum oldu. TSK içerisinde bir grup darbe yapmaya, rejimi değiştirmeye teşebbüs etti. Bu milletin kendilerine verdiği silahları milletin üstüne sıktılar. Böyle bir şeyi yapabilecekleri insanın aklına gelmez. Bunu akılla izanla izah etmek mümkün değildir. Nasıl olur da bizim evlatlarımız kendi milletine bu kadar paspaye davranır ve darbe girişiminde bulunabilir?

“FETÖ’NÜN VARLIĞI ZATEN BİLİNİYORDU. 15 TEMMUZ’DA AÇIKÇA GÖRDÜK”

15 Temmuz’dan önce de FETÖ’nün varlığı biliniyordu. Bu çok eski bir olay. İslami motif gibi faaliyet gösteren bir cemaat gibi görünüyordu. Türkiye’nin tanıtımını yapan bir cemaat gibi görünüyordu. Amaçları farklıymış bunu en açık şekilde 15 Temmuz’da gördük. 15 Temmuz öncesi birçok insan bunlara kanmış olabilir ama sonra biz kandırılmışız, bunların niyeti farklıymış bunlar sözlerine inanılacak arkalarından gidilecek kimseler değillermiş diye düşünmeleri lazım. Hala da devam ediyor hem içeride hem dışarıda Türkiye’yi müşkül duruma sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunları her gün yaşıyoruz. Bunu dış ülkelerde de yaşıyoruz.

“DÜNYADA İNSANLIK SÜKUT ETMİŞ”

Bugün Suriye’de savaş var, bu savaşta kim ne istiyor kim kimin yanında kim kime karşı belli değil. Bir yığın taşeron grup çarpışıyor. ABD ve Rusya gibi büyük ülkeler kendi çıkarları için bu savaşı devam ettiriyorlar. Bunun ne kadar devam edeceği ve ne olacağı belli değil. Dünyada insanlık sükut etmiş. Birleşmiş Milletler karar alıyor, Çin ve Rusya veto ediyor uygulanamıyor. Türkiye’de şu anda 3 milyon Suriyeli mülteci var. Bu kadar insanı barındırıyoruz. Bunlar bizim komşumuz ama her şeyden önce insanlar. İnsani değerlerden yararlanmak durumundalar. Ama Avrupa’yı görüyoruz mümkün olduğu kadar az mülteci alıyor. Hatta hiç almamak için sınırlarını dikenli tel örgülerle donatıyor. Türkiye buraya gelen mültecilere kucak açmasa ne olurdu? Bombardıman altındaki çocuklar, suçsuz insanlar ölmeli miydi? İnsanlık bu mu demek? Tüm bu olayların körükleyicisi de 15 Temmuz girişimini yapan FETÖ örgütüdür. Bu örgüt hem ülke dışında hem de ülke içinde ülkeyi zor durumda sokmak için hem siyasi hem ekonomik açıdan zor duruma sokmak için uluslararası ilişkiler açısından ne gerekiyorsa ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar.

“MEMLEKETİMİZİN PROBLEMLERİNİ BİZ ÇÖZECEĞİZ, BAŞKASI DEĞİL”

Memleketimizin problemleri var ve bunları başkaları değil biz çözeceğiz. Azerilerin çok sevdiğim bir sözü vardır; “Ezizim vatan yahşi. Geymeye keten yahşi, gezmeye gurbet eller. Ölmeye vatan yahşi.” Yani gurbet eller bilgi ve görgümüzü arttırmak için kısa süreli kalınacak yerlerdir. Sürekli olarak kalınacak yerler değildir. Bilgi ve görgümüzü arttırıp vatana dönüp vatan için çalışmak lazım.

Akademisyenliğinizin dışında edebiyat ve tarihle yakından ilgili olduğunuzu biliyorum. Evet. Edebiyatı ve tarihi çok severim. Boş zamanlarımda edebiyat ve tarihle ilgilenirim. Şiir yazarım. Kitabım var. Her zaman dile getirdiğim bir şey var ki; Türkçe’ye sahip çıkılmalıdır. Herkes yapmalıdır bunu. Dilimizin içine yabancı kelimeler koymamamız lazım. Hepimize bu anlamda görev düşüyor. Ben çalışmaktan hiçbir zaman bıkmadım. Sabah saat 8’de üniversitede oluyorum. Akşam 8’de evde oluyorum. Eşimle akşam yemeği yiyorum. Çalışma odama çıkıp çalışıyorum. Eve her gün üç çanta ile gidiyorum. Bütün vaktimiz çalışarak geçiyor.

“ÇALIŞMAKTAN ASLA ŞİKAYETİM YOK”

Çalışmaktan ve bu hayattan çok şikayetim yok. Ben bu işi yapabildiğimi düşünüyorum kendimi değerlendirince. Yapabildiğim sürece de yapacağım. Bu görevler önemli görevler. Sadece kendime ve aileme karşı değil millete ve vatana karşı da sorumluluktur. Bu devlet ve aziz millet parasız olarak okutup bu seviyeye getirdi. Bizim bu millete borcumuz var. Yurt dışında çok büyük imkanlar sunuldu ama kalmadım. Bu millete borcum var. Anadolu çocuğuyum Uşaklı’yım. Ailem de bana muhtaçtı. Çok güzel teklifler aldım ama hayalim üniversitede kalmaktı. Hiçbir zaman pişman olmadım. 46 senelik tecrübemden sonra geri dönüp tekrar başlasam yine aynı yolu izlerim. Hiçbir zaman pişman olmadan görevimi severek yaptım. En iyi öğretim üyesi seçildim defalarca. Ders anlatırken kendimden geçerim. Çok iyi ders anlatırım. Çünkü bilirim ki öğrencilerim beni dinleyip memleketimin problemlerini halledecekler. Bunu bilmek bana haz verir. Akademisyenlik çok güzel ve kutsal bir meslektir. Bir öğrenciye ışık verebiliyorsak zihninde kıvılcım çakabiliyorsam ne mutlu. 68 yaşıma girdim ama çok genç hissediyorum. Yaşam aşkım hiç yaşlanmaz. Meslek ve yaşam aşkım var.

Bu kadar yoğunluk arasında ailenizle görüşebiliyor musunuz?

Mesleğimden ve çalışmaktan asla yorulmadım. Evde bile çalışan biriyim. Fakat eşimi çok yalnız bırakıyorum sanırım, ona biraz haksızlık ediyorum. Eşimi yalnız bırakmamak için bu görevi yapmamak olmaz. Bu görevler yapılmalıdır. İki kızım var. Onları da hafta sonu görüyorum. Her akşam seslerini duyuyorum. Büyük kızım Gedik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Küçük kızım Dış Ticaret okudu ama hobisi olduğundan pastane açtı. Eşim de emekli öğretmen, o da mesleğini çok severek yaptı.

Röportaj için teşekkür ederim. Son olarak gazetemiz aracılığıyla öğrencilerinize ve gençlere vermek istediğiniz mesaj var mı?

Öğrencilerime çok iyi çalışmalarını ve mesleklerini en iyi şekilde öğrenmelerini söylemek isterim. Üniversite hasat mevsimidir. Ne kadar bilgi edinirlerse hayatta o kadar rahat ederler. Öğrenciler hocalarına her şeyi sormalıdır çekinmemelidir. Bilgilerini gelişen teknolojiye paralel olarak güncellemeliler. İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesi değil, dünyanın en güzel şehridir. İstanbul bir tarih ve üniversite şehridir kıymetini bilmemiz lazım. İstanbul’un bu yönünden de yararlanmalılar. Mesleği öğrenirken hobileri ne ise diğer alanlara da yönelmelidirler.

PROF. DR. MEHMET EMİN KARAHAN KİMDİR?

1949 yılında Uşak’ta doğan Prof. Dr. Mehmet Emin Karahan, ilkokul, ortaokul ve lise öğrenimimi Uşak’ta tamamladı. 1966’da İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi’ne başlayan Karahan, 1971’de buradan yüksek mühendis olarak mezun oldu. 1975 yılında Doktor unvanı alan Karahan, 1980’de Doçent oldu. Prof. Dr. Mehmet Emin Karahan, 1988 yılında İTÜ’de Profesör oldu. Mehmet Emin Karahan 40 yıla yakın İTÜ’de çalıştıktan sonra 2009’da yaş haddini beklemeden, kendi isteğiyle emekli oldu ve Beykent Üniversitesi’ne İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak geldi. Burada 3 ay Bölüm Başkanlığı yapan Karahan, 3 ay sonra Rektör Yardımcısı oldu. 9 ay sonra Beykent Üniversitesi Rektörü olan Karahan, 7 yıldır Rektörlük görevini yürütüyor.

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 3 Nisan 2017 tarihinde yayınlanmıştır. (4 ay önce)

Habere yorum yaz