İSMET PAŞA’NIN TÜRK BAYRAĞINA OLAN SAYGISI

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

 

SARİYERGAZETESİ.COM – MEHMET CEMAL BEŞKARDEŞ – KÖŞE YAZISI

Onikinci Cumhurbaşkanı’nın durduk yerde, Türk Milletinin Kurtuluş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu’nda İkinci Adam olarak Cumhuriyet Tarihi’mizdeki en saygın yerini koruyan İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye, ABD Başkanı Johnson’un bundan 56 yıl önce Ankara’daki karşılama töreninde “elinde Türk Bayrağı yerine Amerikan Bayrağını taşıdığını ileri sürmesi nedeniyle tüm yurtseverler derin bir üzüntüye kapıldı… Bu olayın hemen ardından bunun gerçek olmadığı kanıtlandı, çünkü İsmet Paşa o anda elinde Türk ve ABD bayraklarını birlikte tutuyordu, Erdoğan’ın ekranlara gösterdiği tek karede ise ABD bayrağı Türk Bayrağı’nın üzerine sarılmış ve bir an için görünmemişti…

Ne yazık ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, vefat etmiş, kendini savunması olanaksız bir devlet büyüğümüzün ardından bu türden gerçeğe uymayan sözler etmeyi sürdürmekte… Yeri geldiğinden İsmet Paşa’nın Lozan Barış Konferansı sürecinde Bayrağımıza olan sevgi ve saygısını gösterdiği tarihî bir anekdotu paylaşıyorum:

Ulusal Kurtuluş Savaşı (İstiklâl Harbi) sona ermiş, sıra Lozan’da toplanacak Uluslararası Barış Konferansı’na gelmişti… Bu Konferans’ta Türkiye’yi kim temsil edecekti? Hangi diplomat, Avrupa’nın ortasında, Türkiye’nin haklı davasını bütün dünyaya karşı savunacak ve gereken sonucu elde edecekti? Bu iş, Prof. Cemil Bilsel’in deyimiyle, “Milli Kurtuluş Savaşını zafere erdirmek kadar çetin bir işti.”

Sözün kısası, Türkiye Lozan’da “bütün devletlere ve bütün tarihe karşı savaşacaktı.” Bu savaş da elbette kolay kazanılmayacaktı. Lozan, bir antlaşmadan çok bir hesaplaşma idi. Zaten orada karşımıza çıkan da, ağır bir yenilgi ile “Küçük Asya Felaketi”ni yaşayan Yunanistan değildi. Türkler, Lozan’da bütün Osmanlı tarihinin hesabını vermek gibi ağır bir görevle karşı karşıya bulunacaklardı. Bu konuda, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın en olumlu kararı vererek İsmet Paşa’yı seçtiğini görüyoruz.

Nutuk‘ta olay şöyle açıklanmaktadır: İşte, ondan sonra idi ki, İsmet Paşa’ya emrivaki halinde Hariciye Vekili olacağını ve ondan sonra da sulh konferansında Heyet-i Murahhasa Reisi olarak gideceğini söyledim. Paşa birdenbire mütehayyir kaldı (hayrete düştü). Asker olduğundan bahsederek, beyanı itizar etti. En nihayet, teklifimi bir emir telakki ederek mutavaat (uyum) gösterdi.

Atatürk döneminde yazılan ve Atatürk’ün gözden geçirdiğinden kuşku duyulmayan Tarih IV -Türkiye Cumhuriyeti başlıklı eserde, bu seçimin ne kadar yerinde olduğu şöyle açıklanmaktadır:

“Atatürk, Türk Zaferi’nin, Türk Milletine temin edebileceği siyasi menfaatler hakkındaki görüşlerinin en çok İsmet Paşa tarafından anlaşılmakta olduğuna ve bilhassa beynelmilel büyük bir konferansta fikir ve arzularının en iyi İsmet Paşa tarafından takip ve tatbik olunabileceğine kani idi.”

Lozan Konferansı’nda İsmet Paşa ile karşı karşıya gelen delegeler bile onun diplomasideki başarı ve becerisini takdir etmekten geri kalmamışlardır. Nitekim Lozan’ın ikinci döneminde İsmet Paşa ile en çok karşı karşıya kalan Fransa Delegesi General Pellé, ondan şöyle söz etmektedir:

“Mükemmel bir asker olduğu kadar, mükemmel bir diplomat! Az söylüyor, fakat özlü söylüyor. Bir şeye ‘olmaz!’ dediği zaman biliyorsunuz ki o şey ‘olmaz’dır. Artık onu yaptırmamaya uğraşacaktır. Onun için müzakerelerde, ‘peki, kabul ediyorum’ dediği zaman rahatlık duyardım. ‘Hayır…’ dediği zaman ise büyük bir mücadelenin başlamak üzere olduğunu anlardık…”

İtalya Baş Delegesi Carroni de İsmet Paşa’nın her bakımdan Konferansa hakim olduğunu belirttikten sonra şöyle demektedir:

“Müzakereleri daima iyi idare etti. Karşısındakilerin zayıf noktalarını buldu. Bilgi ile, izan ile, zekâ ile ve mücadeleden yılmayarak uğraştı. İsmet Paşa, büyük askeri başarılardan sonra Türk tarihinde misli olmayan bir siyasal zafer kazandı.”

Bu sözlerin İsmet Paşa’nın Lozan’daki rakipleri tarafından söylenmiş olması dikkate değer bir anlam taşımaktadır.

Bilal Şimşir’in “Bizim Diplomatlar” (Bilgi Yayınevi) adlı bir kitabı var, içinde dış ilişkilerle ilgili derslerle dolu olan. O kitaptan küçük bir bölümü aktaralım:

“…Lozan günleri… Tarih 10 Mayıs 1923… Konferanstaki Rus delegesi Vorovski kaldığı otelde vurularak öldürülmüş, ortalık karışmıştır… Vorovski’nin vurulmasından üç gün sonra İsmet İnönü’ye de bir suikast yapılacağı ihbarı alınmıştır. Almanya’daki Taşnak ve Hınçak merkezlerinden iki suikast timiyle birlikte Çerkez Ethem’in de İsviçre’ye geçtiği duyulmuştur.
Bu ihbarlar üzerine İsviçre makamları koruma tedbirlerini arttırmışlardır. Gerisini Bilal Şimşir’in kitabının 174’üncü sayfasından okuyalım:
“… Lozan Polis Müdürü Jaquiard, İsmet Paşa’ya geliyor ve:

– Paşa hazretleri, diyor, Ermeni çetelerinin size bir suikast yapacaklarını biz de haber aldık, görevimiz sizi korumaktır. Ancak sizden bir ricamız var; ilk önlem olarak konferans salonuna gidip gelirken otomobilinizden Türk Bayrağının kaldırılmasını rica ediyoruz.

Paşa bu öneriye şiddetle karşı çıkıyor ve:

– Ben, diyor, burada Türk delegesi olarak bulunuyorum. Bu Türk Bayrağı benim arabamdan kalkmaz. Ben burada bir suikaste kurban gidebilirim. Fakat benim ardımdan bir Türk delegesi daha gelir, arabaya biner ve benim vazifemi yapar. Fakat Türk Bayrağı otomobilden hiçbir zaman kaldırılamaz. Bin Türk delegesi bile kurban edilse bayrak kaldırılmaz, yerinde durur.”

İsmet Paşa da Ulu Önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi Bayrağımızı doruklarda tutmuş, ulusal mücadelemizin kazanılması için varını yoğunu ortaya koymuştur… Ruhu şâd, mekânı cennet olsun, nûrlar içinde uyusun…

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 3 Kasım 2018 tarihinde yayınlanmıştır. (2 hafta önce)

Habere yorum yaz