Sarıyer Gazetesi – Sarıyer Haberleri, Sarıyer'den haberiniz olsun

Atık metalleri birer sanat eserine dönüştüren heykeltıraş Rüçhan Keçeci: Sanatımız ilerlerse ülke de ilerler…

Mustafa GÜRBÜZ – ÖZEL RÖPORTAJ

Sadece hurda ve atık metaller kullanarak sıra dışı sanat eserlerine imza atan sanatçı Rüçhan Keçeci ile Türkiye’de sanatın durumunu ve çevre duyarlığını konuştuk. Ortaya keyifli bir söyleşi çıktı…

– Türkiye’de ve dünyada pek fazla örneğine rastlanmayan bir modern sanat formu nereden aklınıza geldi ya da size ilham kaynağı olan neydi?

Yaklaşık 30 yıl sanatın içerisinde olduğumu söyleyebilirim. Resim, grafik, fotoğraf, ebru, ahşap işlemesi gibi birçok alanda eserler ürettim. Bana göre sanat damak tadına düşkün bir insanın yemeklerden aldığı lezzeti hissetmesi ve yeni değişik tatları araması gibidir. Düşünün dünyada en çok sevdiğiniz lezzeti bir yemeğiher günyediğinizde, ilk gün çok beğenir fakat günler geçtikçe ilk günkü lezzeti bulamazsınız. Değişik farklı lezzetleri aramaya başlarsınız. Gerçek anlamı ile SANATÇI diyebildiğiniz kişiler taklit yapmaz, aynı şeyleri tekrarlamaz ve her şeyden önemlisi beğenmediği zevk almadığı eserleri üretmez. Ben de yeni arayışlar içerisinde metal malzeme ile tanıştım ve kendimi buldum. Metal ve atık malzemeler benim enstrümanım haline geldi, belki bir zaman gelecek bu malzemeden de başka bir malzemeye geçeceğim. İlginç tasarımlar yaptığım sürece hurda ve atık metallerden ayrılacağımı düşünmüyorum.

İki boyutlu sıra dışı tasarımlar yaparken bunları üç boyutlu hale dönüştürmeyi her zaman arzulamıştım. İlk denemelerim üç boyutlu ahşaplar oldu, çok başarılı eserler yapmama rağmen bu malzemede kendimi hissedemedim, ta ki metallerle tanışana kadar.Tasarımlar yaparken 24 saatin yetmediğini hissettim. Bunun çalışmaktan öte başka bir şey olduğunu düşünüyorum. Belki bir gün Aşık Veysel’in ya da Yunus Emre’nin hissettiği duyguları ben de yakalayabilirim.

– Bugüne kadar en çok ses getiren eseriniz ya da serginiz hangisi?

Yapmış olduğum her tasarım birbirinden farklı, kiminde az malzemelerle çok şeyler anlatırken, diğerlerinde çok malzemelerle devasa eser yapıp farklı duyguları anlattım. Bu soru başarılı çocukları olan bir babaya hangi çocuğunuz daha başarılı anlatınız derecesinde sorulmuş gibi oldu. Basında ya da yakın çevremde en çok ses getiren çalışmalarım; hurdalardan çınar ağacı ve kitaplığı, atıklardan Toyota CH-R aracım, ambulans akvaryumum ve uluslararası yarışmada ödül alan “Bebeğin Sessiz Çığlığı” adlı eserim oldu. Çok yakında Afife Jale ve Selahattin Pınar’ı anlatan eserimi sergileyeceğim. Bu eser diğer çalışmalarıma göre küçük olmasına rağmen daha çok ses getireceğini düşünüyorum. Eserde neyi neden ve neiçin yaptığımı anlatmam yaklaşık 45 dakikamı almakta.

Sergilerde ise hemen hemen hepsinde çok ses getirdiğini söyleyebilirim. Expo 2016 Antalya sergisi, Toyota CH-R Türkiye sergileri ve  “Bebeğin Sessiz Çığlığı” Hocalı Katliamı sergisi galiba daha çok ses getiren sergiler oldu.

Yaptığınız çalışmalarla aynı zamanda çevre bilinci oluşmasında önemli katkı sağlıyorsunuz. Eserleriniz sanat dünyasında karşılık buluyor mu? Eleştirmenlerden nasıl değerlendirmeler alıyorsunuz?

Çevre bilinci oluşturmak ve naçizane katkıda bulunmak benim için çok önemli bir misyon ve mutluluk sebebidir. Keşke her insan çevre bilincinde olsa, kendi ürettiği atıkların dönüştürülmesine katkı sağlasa, en azından doğaya değil çöp kutularına atsa daha harika olacak.

Hurda ve atık malzemelerden üretmiş olduğum eserler, gerçekleştirmiş olduğumuz sergilerle ve dijital ortamlarda izleyicilerle buluşmasından çok güzel yorumlar almaktayım. Özellikle yurt dışından birçok sanatçıdan ve sanat eleştirmenlerinden övgü dolu sözle almak bir Türk sanatçısı olarak beni onurlandırmaktadır. Yurt dışından ve yurt içinden birçok sanat organizasyonlarından davet almak, ortak projelerde yer almak bir sanatçı için güzel şeylerdir.

– Sizi örnek olarak alarak bu alanda çalışmalar yapan yeni isimler de var… Onlarla diyaloğunuz var mı? Bu alanda öncülük yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Sanatta örnek olabilmek bir sanatçı için en güzel mutluluktur diyebilirim, yapmış olduğunuz işlerin aslında saf-gerçek değerlendirildiği bir an olduğunu söyleyebilirim. Sanatçı olmamdan daha öte ben bir sanat eğitimcisi ve öğretmeniyim. Fırat Üniversitesinde öğretim elemanı olarak dersler vermekteyim. Sadece kendi öğrencilerim değil yapmış olduğum sergi, konferans, çalıştaylar gibi alanlarda sanata duyarlı ve sanatı seven her yaştan kişilere bildiklerimi anlatmaktayım. Kendime özgü geliştirmiş olduğum teknikleri ve atık malzemelerden edindiğim bilgileri paylaşmaktan çok mutlu olmaktayım. Bazı sanatçılar bilgilerini saklarlar ya da her bildikleri şeyleri öğretmezler; ben o sanatçılardan olmadım asla olmam da. Ben bir merdivenin basamağıyım, benden sonra gelecek kişiler daha ileriye gitsinler. Bu duygu acı değil aksine daha çok mutluluk vermektedir. Halk arasında bir tabir vardır “Boynuz kulağı geçti”, bu durumda kıskançlık yerine başarılı öğretmen olduğunuzu düşünün hangisi daha önemli?

Atık malzemelerden eserler yapmak ve ülkemizde bilinen ilk sanatçılardan olmak onur verici bir şey, genç nesil sanatçı adayları ve sanatçı kardeşlerim ile diyalog içerisindeyim. Her zaman söylemiş olduğum şeyleri burada tekrarlamak istiyorum; asla bir başkasının eserlerini taklit etmesinler, kendi duygu ve düşüncelerimi ifade etsinler. Çünkü sanat eserleri bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Yapmış oldukları eserler bittikten sonra daha iyisini yapardım ya da zamanım olsaydı daha güzeli ortaya çıkardı demesinler. Sanatçı bir eserde gücünün ve yeteneğinin son damlasına kadar yapmalıdır. Yoksa kendisini ve başkalarını kandırmaktan başka bir şey olamaz.

– Sanat camiası genelde İstanbul’dayken siz Elazığ’da yaşıyorsunuz. Anadolu’nun bu kadim kentinde yaşamak sanatınızı nasıl etkiliyor?

Türkiye’de sanatın kalbi İstanbul’da atmaktadır veya sanatın nabzı büyük şehirlerimizdedir desek yalan olmaz. İnsanoğlu hayattan çok şey ister fakat her istediği olmaz. İstanbul’da yaşamak bir sanatçı olarak çok daha iyi olabilir. Her türlü malzemeleri rahatlıkla bulabilme imkânınız var ya da her türlü sanatsal aktivitelere katılabilme imkânı çok fazla. Bu açıdan baktığınızda keşke yaşasaydım diyorsunuz ve bu açıdan sanatınızı olumsuz etkiliyor. Başka bir açıdan baktığınızda İstanbul’da yaşayanların en büyük problemi zaman ve zaman birçok insan gibi benim için çok önemli. Benim için bunlardan daha önemlisi Fırat Üniversitesinin başta Rektörümüz olmak üzere her alandan herkesin bana vermiş oldukları destek gerçekten çok önemli. İnsanlar atık endüstriyel metal malzemeleri bulduklarında atölyeme getirmekte. Şehri küçük gönülleri büyük insanlarla bir arada olmak samimi olarak söylüyorum sanatımı olumlu olarak değiştirmektedir. Belki büyük şehirlerde olsam bunları yaşayamayacağım. Teknolojik olarak ulaşımın ilerlemesi, günübirlik istediğiniz şehirlere gidebilme imkânı sunması, Anadolu’da yaşamanın eksi yerine yavaş yavaş artı olmaya doğru ilerlemesini sağlamaktadır.

– Devletten ve özel sektörden yeterince destek görüyor musunuz? Bir sanatçı olarak beklentileriniz var mı?

Devletten ve özel sektörlerden istediğimiz desteği göremiyoruz. Ülkemizde sanat istendiği yerde maalesef değil. Düşünün liselerde sanat dersleri kaç saate düşmüş ya da hiç var mı? Sanat galerileri, müzeler yeterince var mı? Her şeyi devletten beklemek de doğru değil.

Düşündüğünüz birçok sanatsal projeler var, özel sektör kendi çıkarı varsa var yoksa hiç bakmıyor. Ülkemizde sanatın ilerleyebilmesi için muhakkak özel bütçeler ayırmamız lazım. Bir ülkenin ilerleyebilmesi için sanatının ilerlemesi lazım. Fakat gelecekten umutluyum birçok özel ve devlet müzeleri kurulmaya başlıyor, belediyeler sanat projeleri yapmaya başlıyorlar. Okullarda ders saatleri azalsa da sanat kursları sayıları artıyor.

Sanat yarışmalarının sayılarının artması istiyorum. Yarışmaların hepsinin olmasa da bazılarının geleneksel olup her yıl tekrarlanmasını, yarışma ödüllerinin sanatçı sayılarını artırabilmesi ve daha nitelikli olabilmesi için artmasını ummaktayım. Ödül sadece para demek değildir, yeni sanatçılar yetiştirebilmek için burslar, yurt dışı eğitimler olabilir.

– Gerçekleştirmek istediğiniz özel bir proje ya da hayaliniz var mı?

Kendi bütçeme göre birçok proje gerçekleştirdim ve bazıları da devam etmekte. Alt yapılarını oluşturmaya çalıştığım üç ayrı müze projem bulunmakta. Projelerimden biri atık metalleri toplayarak ülkemize yaşamış ve değer kazandırmış kıymetlerimiz; ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, Nene Hatun, Seyit Onbaşı, Fatih Sultan Mehmet gibi kişilerin eserlerini yaparak farklı ve modern bir müze kurmak. İstediğim desteği bulabilirsem bu ve diğer projelerimi ülkemde gerçekleştirmek istiyorum. Turist sayımızın artırma yöntemlerinden birisi sanatsal ve kültürel müzelerimizin sayılarının artmasıdır.