Demirbağ; “Sağlıklı günlerin tadını çıkartın”

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

SARİYERGAZETESİ.COM- ÖZEL RÖPORTAJ – RUKİYE AY

Sağlık sektöründeki 26 yıllık deneyimiyle Sarıyer’de muayenehane açan Nöroloji Uzmanı Dr. Bengi Bahar Demirbağ, Sarıyer Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Tecrübelerini Sarıyerli hastalarına aktarmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden ve aynı zamanda sanatçı kimliğiyle de dikkat çeken Demirbağ; “Yaşamda en önemli şey gerçekten sağlıktır. Olumsuz hiçbir şeyi ön planda tutmamalıyız” dedi.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1969 yılında doğdum. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum. İhtisas için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Nöroloji Kliniği’ne geldim. Orada 5 yıl ihtisas yaptım. İhtisasım psikiyatri, nöroloji ve çocuk nörolojisi bölümlerini içeriyordu. Daha sonra görev yerim olan İstinye Devlet Hastanesi’nde 10 yıl çalıştım. Sarıyer Devlet Hastanesi’nde de 11 yıl hizmet verdikten sonra emekli oldum. Sarıyer’de yaşıyorum ve muayenehanemi de burada açtım. Amacım hastalarıma daha çok vakit ayırmak. Karşılıklı çay içip sakin bir şekilde hastamı dinleyerek daha çok faydalı olabilmeyi ve kaliteli hizmet verebilmeyi umut ediyorum.  Bizden şifasını bulacak hastalara bakmak nasip olsun diyorum.

Nöroloji’yi hastaların anlayabileceği bir dille tanımlayacak olursak neler söylersiniz? Bir hastanın nörolojik muayeneye ihtiyacı olduğunun belirtileri nelerdir?

Nöroloji dediğimiz zaman beyin, omurilik ve sinir hastalıkları şeklinde bir açılımı vardır. Nörolojinin kapsamını, hangi hastalıklar bizim branşımıza giriyor halkımızı yönlendirmek anlamında şöyle açıklayabilirim. Beyin hastalıkları dediğimiz zaman ilk sırada beynin damarsal hastalıkları gelir. Felçler, beyin kanamaları, beyin damar tıkanıklıkları, bilişsel fonksiyonlarımız dediğimiz yani hatırlama fonksiyonlarımızı da içeren bunun rahatsızlıklarını içeren demans yani Alzheimer, beynin hareket sistemini ilgilendiren yürüme bozuklukları, titreme ile giden parkinson hastalığı ve diğer hareket hastalıkları, epilepsi hastalığı, migren de dahil baş ağrılarının tamamı, bel ve boyun fıtıkları, kas hastalıkları ve sinir sıkışması hastalıkları, huzursuz bacak vb. nörolojinin kapsamı içersinde saydığımız hastalıklardandır.

Peki, Türkiye’de en sık hangi nörolojik rahatsızlık görülüyor?

Poliklinik şartlarında baktığımız zaman hastalar çok ağırlıklı olarak baş, boyun ve bel ağrısı şikâyetleriyle geliyor. Migren hastanın o gün çalışmasını engelleyebilecek kadar şiddetli bir ağrıdır ve hatta ertesi günü de belki verimli olmasını engelleyebilir. Sosyo-ekonomik açıdan da çalışmayı engellediği için sorunlara yol açabilir. Türkiye’de ve dünyada beyin damar hastalıkları kalp hastalıklarıyla birlikte ölüm nedenleri arasında ilk üç sırada yer alıyor. Ani beyin kanamaları ve damar tıkanıklıkları nörolojinin en önemli hastalıklarındandır. Aslında hastalıklarda büyük- küçük ya da önemli-önemsiz kavramına ben çok katılmıyorum. Tabii ki yaşam tehlikesi içeren çok önemli hastalıklar var ama bazen küçük bir baş ağrısı bile o hastanın tamamen mutsuz ve  işinde verimsiz olmasına sebep olabilir. Hastanın uykusunu ya da tadını kaçırabilen her hastalık bizim için önemlidir ve tedavi edilmesi gerekmektedir.

Hastaların altında başka sebep çıkabileceği ihtimalini gözeterek en küçük belirtide bile muayene olması gerekiyor mu?

Tabii ki… Zaten günümüzde ben insanların bilinçli olduklarını düşünüyorum. Sarıyer halkımızın da çok bilinçli olduğunu bu bölgede uzun yıllardır çalıştığım için fark ettim. Mesela hasta bir baş ağrısıyla geldiğinde ben her ne kadar o hastada gerilim baş ağrısı veya migren teşhisini kafamda canlandırmış olsam bile hasta haklı olarak “Doktor hanım bir film çekmemiz gerekmez mi?” diye soruyordu. Çok şükür ki artık imkânlar yaygınlaştı ve biz çok rahatlıkla bu filmleri isteyebiliyoruz. Biz hastaya sadece basit bir muayeneyle değil ileri tetkiklerini de inceleyerek bir tanıya varma yöntemini seçiyoruz. Ben Sarıyer’de bilinçli olduğunu düşündüğüm bir hasta kitlesine hitap ettiğimi düşünüyorum. Titiz bir hekimim ve hastanın kulaktan dolma şeylerle değil de doktoruna başvurarak şikayetlerini anlatması, gereken tetkiklerin yapılması ve profesyonel bir yardımın alınmasından yanayım. Kesinlikle gelişigüzel bir ağrı kesici kullanılmamalı.

Muayenehanenizde bir teşhis koyduğunuzda tedavi süreci nasıl devam ediyor? Kısaca anlatabilir misiniz?

Benim muayenehanemde en önemli amacım hastaya vakit ayırabilmektir. Hastanelerde hasta yoğunluğundan dolayı bir hastaya sadece 5 dakikalık zaman düşebiliyor. Ben burada hastamla yarım saat hatta gerekiyorsa daha fazla ilgilenme imkânı bulabiliyorum. Hocalarımız “Bir hastayı dinlediğinizde kafanızda yüzde 70 oluşmadıysa, muayene ettiğinizde de tetkiklerini baktığınızda da bir şey oluşmayacaktır” derdi. Yani hastayı dinleme kısmı çok önemlidir. Hastayı dinleyip muayenesini yaptıktan sonra tetkiklerini istiyoruz. Daha sonra sonuçları ile birlikte hastanın tedavi süreci başlıyor.

Sağlık açısından hastaların yaptığı ve sizin de gözlemlediğimiz en büyük yanlışlar neler?

Hastalar bir şikâyetleri olduğunda çevresindekilere sorar ve çantalarından çıkarttıkları ilacı gösterip birbirlerine tavsiye ederler. Hatta bazen hasta ilaç firması gibi o ilacı övmesine de şaşırıyoruz. Ama bizim “hastalık” yoktur “hasta” vardır diye bir kavramımız var. Örneğin her migren hastasına aynı ilacı vermiyoruz. Hastanın fiziksel özellikleri de bu süreçte çok önemlidir. Mesela kilolu ve kilo almaya meyilli bir hastaysa iştah açmayan bir ilaç seçmemiz gerekir. Tam tersi çok zayıf ve biraz kilo almaya ihtiyacı olan bir hastaysa iştah açan bir ilaç verilmelidir. Mide yakınmaları varsa ona göre mideye dokunmayan bir ilaç önerilir. Böbrek testlerinde bir hassasiyet varsa bu sefer karaciğer üzerinden dönüşüm yapan bir ilaç seçmemiz gerekir. Yani çok yönlü bir değerlendirme yapmamız gerekir. Ancak hastalar bazen herhalde zamansızlıktan diye düşünüyorum bu hatayı yapabiliyorlar, birbirlerine ilaç öneriyorlar. Hem önerenlere hem de bu önerileri dinleyenlere bunu yapmayın diyorum. Mutlaka bir doktor görüşü almalarında fayda var.

Türkiye genelinde hasta profiline bakınca nörolojik rahatsızlıklar daha çok erkeklerde mi yoksa kadınlarda mı görülüyor?

Hemen hemen her hastalıkta bu durum değişiyor. Mesela migren tipi baş ağrısı kadınlarda yoğunluktadır ama küme başarısı erkek hastalarımızda yoğunluktadır. Gerilim baş ağrısı her iki cinsiyette bence başa baş gidiyor. Çünkü toplum  olarak stresle baş etme güçlüğü yaşıyoruz. Beyin damar hastalıklarına bakarsak eskiden erkek hastalar ağırlıktaydı.  Fakat kadınların da sigara tüketiyor olması ve ev ortamından çıkıp iş yaşamına fazlalıkla girmesi neredeyse beyin damar hastalıklarında kadın-erkek olarak görülme sıklığını eşitledi. Bizim fakülte yıllarımızda beyin damar hastalıkları ağırlıkla erkek hastalarda görülür derdik. Ama şu anda başa baş olduğunu görebiliyoruz. Her hastalık için ayrı bir durum da vardır.  Örneğin bilekte sinir sıkışması elişi yapan, bileğini çok kullanan, sanatla uğraşan veya ev temizliği işinde çalışan kadın hastalarımızda, inşatta ve yük işinde çalışan erkek hastalarda sıklıkla görülüyor. Her hastalıkta bunun değişen bir oransal dağılımı vardır.

Hastalar kendilerinde gördükleri belirtiler doğrultusunda genellikle hangi branşa gidip muayene olacağını bilemeyebiliyor. Nöroloji hastaları da böyle bir hataya düşebiliyor mu?

Öncelikle baş ağrısı nörolojinin konusudur. Baş ağrısının tipleri vardır. Mesela Trigeminal Nevralji göz bölgesi üst çene ve alt çeneye vuran çok şiddetli ağrılar olur. Bunlar çok kısa sürelidir ve elektriksel şoklar gibidir. Bu şikayetleri yaşayan hastalar yanlışlıkla diş hekimlerine gidebilirler ve gereksiz yere diş çektirebilirler. Oysa ki bu bir nörolojik rahatsızlıktır. Yüz bölgesindeki ağrıların tamamı nörolojinin konusudur. Bunun dışında omurilikte olduğu için boyun, sırt ve bel bölgesindeki ağrılar bizim konumuzdur. Omurilik hastalarının yanlışlıkla ortopediye gittiklerini görebiliyoruz. Vücutta olabilecek yanma, uyuşma ve karıncalanma tarzında olan duyusal şikâyetler de yine nörolojik sinir uçlarına ilgilendirir. Bu hastalar da dahiliye polikliniklerine dağılırlar. Huzursuz bacak hastaları ortopedi polikliniklerinde ya da uykusuzluk nedeniyle psikiyatri polikliniklerinde boş yere dolaşırlar. Bir yanlış görüş de Alzheimer hastalığıyla ilgilidir. Halk arasında yaşlıdır unutur görüşü hastanın doktora gelmesini geciktirebilir. Oysa Alzheimer tedavi edilmediğinde hastayı çok kısa sürede yatağa mahkum edebilen bir hastalıktır.

Beyin ve damar hastalıklarını neler tetikliyor? Belirtileri genellikle nelerdir?

Beyin damarlarının tıkanması veya kanaması sonucunda biz hastada bir felç tablosuyla karşılaşıyoruz. Halk arasında “inme” denir. Beyin kanamalarının en temelinde yatan risk faktörü hipertansiyondur.  Bazen hastalarımız şu konuda hata yapabiliyor hemen onları da uyaralım. “Artık tansiyonum iyi gidiyor ilacımı içmeyeyim” düşüncesinde olabiliyor. Oysa ilacı kesmek gereken durumlar çok nadirdir ve gerekirse mutlaka doktor tarafından kesilmelidir. İkincisi “tansiyonum her zaman çıkmıyor” düşüncesiyle ilacı tansiyonu çıkınca almak. Maalesef tansiyon çıkınca alınan tansiyon ilacı riski ortadan kaldırmıyor. Çünkü o sırada tansiyon beyin damarlarında bir tahribat yapıyor. Dolayısıyla hedefimiz tansiyonu çıkmış bir hastada tansiyon düşürmek değil tansiyonun çıkmasını önlemek olmalıdır. Beyin kanaması sadece bir seferde insanın yaşamını tehlikeye atıp felç yaparak yatağa mahkûm edebilir.

Hastalarınıza bir mesajınız var mı?

Herkes çok sağlıklı olsun. Ben önce sağlık diyorum ve ne olur bu sağlıklı günlerinin tadını çıkartsınlar. Hastalarımıza da canı gönülden şifa diliyorum. Bundan sonra Sarıyer’de caddedeki muayenehanemde Sarıyer halkına en iyi şekilde hizmet vermek amacındayım. Çalışmalarım burada devam edecektir.

Uzm. Dr. Bengi Bahar Demirbağ

Nöroloji Uzmanı

Beyin – Omurilik – Sinir hastalıkları

Merkez Mahallesi, Şehit Mithat Yılmaz Cd.

No: 30/1 Sarıyer / İstanbul

Tel: 0212 218 61 66

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 27 Temmuz 2018 tarihinde yayınlanmıştır. (4 ay önce)

Habere yorum yaz