Ermeni asıllı ünlü ressam Erol Sarafyan: “Sanatçı siyasete girmez”

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım
1

Ermeni asıllı Türk vatandaşı ünlü ressam Erol Sarafyan, Sarıyer Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Bugüne kadar Atatürk başta olmak üzere pek çok devlet adamının resmini çizen Sarafyan; “Siyaset başka bir şeydir, sanat başkadır. Bu yüzden asla o konulara girmem, sadece sanatıma odaklanırım” diyor.

RÖPORTAJ: MELİSA SÜME

Türkiye’nin ünlü sanatçılardan Ermeni asıllı ressam Erol Sarafyan, Sarıyer Gazetesi’ne konuştu. Haber Müdürümüz Melisa Süme’nin sorularını yanıtlayan Sarafyan, sanat hayatıyla ilgili önemli mesajlar verdi. Bugüne kadar çok sayıda sergi açan ve resimleri dünyanın pek çok ülkesinde tanınan Sarafyan, mesleğe nasıl başladığını, yaptığı resimlerin öyküsünü ve genç ressamlara tavsiyelerini anlattı.

Sizi bir de sizden dinlemek isteriz. Erol Sarafyan kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1937 yılında İstanbul’da doğdum. Liseyi Güzel Sanatlar Akademisi’nde tamamladıktan sonra meslek hayatıma başladım. Güzel sanatlar akademisine ilk girdiğim zaman okul bana biraz yabancı gelmişti fakat zaman içerisinde alıştım.Orada hem kalben hem de bilgi bakımından mükemmel insanlar tanıdım. Avrupalılar hiç kendi sanatçıları ile övünmesin bizde de

o tiynetde sanatçılar mevcut. Bunların içerisinde beni en çok etkileyen Beşiktaş meydanındaki Barbaros Anıtı ve Türkiye’den gönderilen 5 metre büyüklüğündeki Atatürk anıtıdır. Bunu yapan heykeltraşta Giritli Şadi Çalık hocamız, Ankara’da Anıtkabir’e giderken aslanlı yoldaki aslan rölyeflerini yapan Zühtü Müridoğlu hocamız. Çallı vefat edince 5 parası yoktu, Allah ona gani gani rahmet eylesinki bu mirası bu adamları bize bıraktı. Maalesef çeşitli sebeplerle resim Türkiye’ye biraz geç gelmiştir. Bugün resim dediğin zaman bizde de dünya sanatçılarıyla boy ölçüşebilen sanatçılar var. Bunların başında Çallı gelir. Onun yetiştirmiş olduğu talebelerden Şeref Aktik, Refik Epikman gelir. 14 kuşak Çallı’nın meydana koyduğu bir zincir kuşağıdır. Zaman ve düşünceler değişince bundan sonra ne olur bilemem tabii modern sanata doğru bir akımda var fakat figüratif sanatçılar olarak bizde çok güçlü sanatçılar yetişmiştir. Dolayısı ile biz bu insanlarla iftahar ederiz.

Erol Bey başarılı usta bir ressam ve heykeltraş sanatçısı olarak bu yeteneğinizi ruhunuzda ne zaman keşfettiniz, sizi buna çeken o ilk resim tutkusu içinizde nasıl doğdu?

Ben çok heykel yaptım. Yalnız heykel benim boyumu geçtiği zaman bende bir korku başlar çünki heykelin boyutları vardır. Diyelimki bir vasıta içerisinde yada yoldasın. Çok uzun boylu bir insan gördüğün zaman şöyle bir aval aval bakarsın. Fakat o boya göre Allah kol, bacak ve omuz genişliği vermiştir. Tüm bu proporsyonlar heykeli meydana getiren önemli öğelerdir. Bu öğeleri heykel yaparken çok iyi bilmek lazım.Fakat bu demek değildir ki ben heykel yapıyorsam mükemmel heykel yapıyorum. Dikkat etmek lazım. Bizim yaptığımız çalıştığımız tür heykel taşın çok ötesindedir. Bugün birçok kişiye sorduğumuz zaman figüratif sanat bugünde revaçta olmasına rağmen gerilerde kalmış derler. Fakat şunu da kabul etmek lazımdır ki geçmişin bize bıraktığı bir miras var. Bu mirasın bize bırakmış olduğu temeller üzerine sanat inşa edilmelidir. Bu meslekte kişi halktır.Halkın görüşü çok önemlidir. Benim bugüne dek edindiğim tecrübelerden şunu gördüm. Herhangi bir sergiye gittiğim zaman bir açılış olabilir. Sanatçının çevresi genişse ve değerli bir sanatçıysa onun hakkında bir çok yazı yazılabilir. Sanatçının çevresi yoksa çok güçlü bir sanatçıysa o sanatçı yalnızdır.Fakat diğer günlerde o sergilere tekrar tekrar gitmişimdir. Çok büyük bir halk kitlesi o sergilerdeki resimleri takip etmiştir. Ben birçok kişiye sormuşumdur. Beyefendi saatlerce ben sizi görüyorum peki bu karelere bakıpta ne hissediyorsunuz? Valla adamların çoğu bana şöyle demiştir,

Biz bu resimlere baktığımız zaman ruhumuz bedenimizden çıksında şu manzaranın içerisine girsek. Ama bunu söyleyen insanlar resim bilmeyen insanlardı fakat burada önemli birşey var. Ben kendi kendime soruyorum niçin? İnsanlar bazen çok büyük bir iddia peşindedirde niçin? Aynı iddia peşinde olan insanlar bunun içinde sanatçılarda var bu sanatçılar halkın yanında değildir. Halk ayrı bir şeydir. Sanat ve o sanatçının edinmiş olduğu çevre ile ilgili oraya gelen insanlar ayrı insanlardır. Örneğin ben Hoca Ali Rıza’nın birçok eserlerini gördüm. Bunun hakkında yazılan yazılarıda okudum ki bunların içerisinden en önemlisi Abdülhak Şinasi Hisar.. Onun sergisine giderken “Bir Sergiden Tahassüsler” adlı yazısını okudum. Onu okuduğum zaman Hoca Ali Rıza diyor ki, ‘Bu diyor kendi halinde mütevazi bir sanatçıdır. Bu adamın yapmış olduğu resimlerinin pek çoğunu almak isterdim ama param yok’ diyor. Fakat bu adamın yaptığı sokakları dolaşırken bu adamın yapmış olduğu evlerin balkonunda kendimi hissettiğim zaman hüzünleniyorumki diyor bu insan nasıl bu konuyu bu mevzu yani bu düşünceyi tuvaline aktarmıştır.İşte ben Dolmabahçe Sarayı’nda takriben 7 sene önce 5 kere o sergiye gittim. Kendimi o sergiden alamadım. Sergide çok geniş bir halk kitlesi vardı. Turistler hergün geliyordu. Aşağı yukarı 6 kez gittim. Polisler benden şüphelenmeye başladı. Polisin birine dedimki gel kardeşim iki kişi de benim yanıma gelsin ama ben şu resimlere bakmaktan ayrılamıyorum. E kovacaksanız kovun. Ben yarın yine geleceğim dedim. Orada polislerle şakalaştık. Ben insanlarla kolay adapte olabilen biriyimdir. Nerden baksan 6-7 kez gitmişimdir. Ben bu adama hayran oldum. Bugünkü sanatçılarımıza soracak olursan Hoca Ali Rıza hakkında ne düşünüyorsun diye? İlk duyacağın şey şu olacaktır, aman efendim fotoğraf gibi resim yapmış. Bitmiştir yani. Bu şekilde konuşan insanların ben yanında değilim. Bir Çallı hakkında adını vermek istemediğim çok meşhur bir sanatçıya soru sordum nasıl buluyorsunuz?

Canım dedi o zamanlar ressam kıtlığı vardı, Çallıda meşhur oldu dedi. Bu Çallı kim biliyor musun? Bu Çallı, ben Topkapı Sarayı’na gittiğim zaman müdürün bulunduğu masanın arka tarafında tam olarak hatırlamıyorum ama 70 -100 cm ebadın bir Atatürk resmi gördüm. Atatürk fazla boylu bir insan değildi ama biz sanatçılar heykeli, resmi normalden biraz büyük çizeriz. Büyük mekanlarda konulacak resimlerin belli bir ölçüsü vardır. Ondan küçük çizilmez. Onun bir al benisi vardır. Bu sistem burada da böyle Avrupa’da da böyledir. Ben takıldım o resme kaldım. İlber Ortaylı konuşuyor orada. Ya diyorum içeri gireyimde resme birde yakından bakayım. Bizim ulusal kahramanımız Gazi Mustafa Kemal’in saçları sarı değildi. Kızılımsı sarıydı ve gözleri de açık mavi idi ama Gazi çok ileri görüşlü mesleği icabı çok araştıran, soruşturan, biraz şüpheci fakat bu sarışın kurt diyebileceğim Gazi Mustafa Kemal bugün ülkeyi kurtaran, o Gazi Mustafa Kemal geçmişte 80 aç kurtun bu ülkeyi parçalamaya gelen insanların içinden bu ülkeyi kurtaran Gazi Mustafa Atatürk’ün resmini gördüğüm zaman ben çarpıldım kaldım. Şimdi ben sana 57. Alay kumandanının öyle bir simasını ifade etmek istiyorumki burada kelimeler yetersiz kalıyor. İskemlesinden neredeyse çıkıpta hücum emrini verecek bir adam gördüm ben orada. İlber Ortaylı benim bu merakımı gördü ‘Buyrun genç adam ne istiyorsunuz’ dedi. Rahatsız etmeyeyim resme takıldım dedim. Buyrun dedi. İskemle verdi oturdum. Onlar orada başka bir mevzu konuşuyordu tabii ben o meclise dahil olmak istemedim, ayağa kalktım buyrun oturun dedi, uzun uzun baktım resme bunu eleştiren kişiyi anlattığım zaman bu resim ve Çallı için hiç oralı olmadı. Soğuk soğuk bana baktı ve çekip gitti. Yazık… Şimdi sorarım size Türkiye’den kaç tane Çallı geçti?

Devlet büyüklerimizin resimlerini çizmeye nasıl başladınız?

Şimdi ben Türkiye’de doğdum. Türkiye’de okudum ve bu güzel ülkemin bir ferdi olarak benim düşüncem şudur; bir sergimde meydana getirdiğim resimleri teşhir ederken resimlerden öncelik tanıdığım bizim büyüklerimiz var. En önde gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Daha sonra Sayın Tayyip Erdoğan’ın bir portresini yaptım. Eski Belediye Başkanımız Sayın Kadir Topbaş’ın portresini çizdim. Çok memnun oldu. Sergime de teşrif etti. Devlet büyüklerimizin resmini çizerken onlara öncelik tanıma fikri her zaman bende birinci derecedeki konum olmuştur. Yapmış olduğum resimlerde iddialı değilim. El elden üstündür. Fakat bu benim kendi şahsi görüşümdür. Sergime gelen insanlar resimlerime bakıp bakıp geçmişlerdir. Yalnız içlerinde birkaç kişi varki onlar tanığım veya tanımadığım resimlerime ilgi duymuştur ve hayret edilecek birseydir ki bir hayli de resim sattım. Merak ediyorum ki bu resimler şu anda nerelerde? Hangi duvarlarda asılıdır? Bu kadar çok tablo ve heykelleri nerede? Ve nasıl muhafaza edebildiniz? Mesela tablolarınızdan biri de annemin portresidir. Bizim evde en güzel köşede. Ben resimlerimi muhafaza etmem. Muhafaza edecek yerim yok. Yaparım resmi bir kapının arkasına koyarım. İki ay sonra o resmi tekrar ele alır yeniden çalışırım.

Erol Bey ressamlar genellikle duygularını uç noktalarda yaşar. Siz resim çizerken ne hissediyorsunuz?

Ben resim çizmeden evvel düşünüyorum, ne şekilde çizmem lazım. Çünkü benim rahmetli Edip Hakkı Hocam derdiki, birini diğerine diğerini de ötekine çok sevdiğini yada sevmediğini söylemeyeceksin. Şimdi onun bana birtakım nasihat ettiği konular var. Sanatçı diyor siyasete hiç karışmayacak. Siyaset ayrı bir alemdir. Sen kendini tamamen siyasetten soyutlayacaksın. Ben bu perspektiften hareket ederek bunu kendime dustür yaptım. Bu kavrama göre hareket etmeye devam ediyorum. Resim yaparken konularımda siyaset hiç bir zaman olmayacaktır. Bizim işimiz başka diyordu benim Edip Hakkı hocam. Bir tepeye çık diyordu. O tepeden insanları seyret. Bak insanlar birbirlerine nasıl çanak tutuyorlar bak o insanlar, birbirlerine nasıl yerlere kadar eğiliyorlar. Kendilerini bir diğerine kabul ettirmek için. İnsanlar hastalık derecesine varıncaya kadar bir kaç kuruş fazla kazanmak için nasıl kendilerini feda ediyorlar. Daha ötesini söylemeye gerek yok. Senin önünde diyordu beyaz bir kağıt var, o beyaz kağıt senin dünyan. Ucuda sipsivri bir kalemin var. O kalemde bu dünyayı yaratmak için sana verilen yegane bir malzeme. Bunu her zaman kullan diyordu ve akademiye gittiğim zaman benim bütün hocalarımda geçmişten günümüze çok güzel sanat eserleri bıraktılar bu ülkeye. Şimdi bunları saymakla bitiremem. Manzaraları ile bir Refik Epikman var, bir Şeref Aptik var portreleri ve İstanbul manzaraları ile Hoca Ali Rıza çok eski onu söylemeye hacet yok dünya tanıyor, bir Ali Avni Çelebi var. Ali Avni Çelebi dünya tatlısı bir adam. Benim dayım marangoz olduğu için akademinin çerçeveleri bizim dükkanımızda yapılırdı. Ressamların bütün şaseleri bizim dükkanımızda yapılırdı. Bizim dükkanımızda küçük bir akademiydi. Orada hocalarımızla toplanırdık. Umumiyetle çiçek pasajında toplanır orada konuşurduk ben Edip Hocanın evinde kalırdım. O hayatından bahsederdi.

Sizin gözünüzden Van Gogh ve Frıda nasıl ressamlardı?

Onların hayatlarına dair bakış açınızı merak ediyorum.

Van Gogh yaşadığı devirde isim yapmamıştır. Öldükten sonra isim yapmıştır. İnsanlarımız bir tuhaf her işin bir pazarı vardır. Bu pazara el uzatan insanlar vardır.Bu pazarları değerlendirmek isteyen para kazanmak isteyen insanlar vardır. Van Gogh taraklama tabir ettiğimiz sert fırça vuruşları ile resim yapardı.

Van Gogh hikayesi de ilginçti. Kulağını kesmiş bir sanatçıydı. Bunu niçin yaptığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi o şöyle olmuştur. O kendi birlikte olduğu Gogen ile uzun müddet arkadaşlık etmişlerdir. Fakat ikisi de ayrı dünyaların insanlarıydı. Van Gogh çabuk sinirlenen uzun müddet durgun olan ve insanlardan kaçan biriydi fakat kendisi hasta idi. Bu hastalığın vermiş olduğu etki ile resim yapıyordu tabii ben tabip değilim bilemem bunu en iyi tıp adamları bilir fakat karmaşıktı onlarda bulamamıştı karmakarışıktı şizofrendi. Van Gogh yaşını alırken daha sakinleşmiştir diye de bazı kitaplar yazar. Kendi en sevdiği arkadaşıyla araları bazı münakaşalar sonucu açılmıştır. Daha sonra inzivaya çekilmiştir. Bir kez kulağını kesmiştir.Ona arkadaşlık eden Gogen başka biriyle evlenmiştir. Sanatçı normal bir insan değildir.Her sanatçıyı kolay kolay sanatçı olarak kabul etmemek lazım. Çok sanatçılar var. Çok sergiler açılıyor. Atölyeler kiralanıyor orada birkaç sanatçı birlikte çalışıyor. Bazı insan yalnız çalışıyor. Sürü ile sanatçı var, sanatçı dediğimiz birey iyi düşünen, olumlu düşünen olumlu eleştiri yapan insanların eline düşecek olursa onun ömrü bereketli olur. Çoğu kez sanatçılar da birbirlerini eleştirir. Karşılıklı bir mücadele bir kavga vardır. Bunların en önemlisi kıskançlık var, çekememezlik var. Sanatçı işlerini yapar, izlerini bırakır. Bizde bir Fausdo Zonaro yetişti. Onun devri biraz karanlık bir devirdi. Çok güzel portreler yaptı İstanbul’un camilerini, gün batımında Eminönünü, İstanbul’un yedi tepesini, taşını toprağını resmetti bu adam. Fakat Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı. Eserleri de haraç mezat satıldı. 60 sene sonra bir yazı okudum. Fausdo Zonaroya ayıp ettik diye olabilir ayıp etmiş olursun. Bugün de sanatçının eserini alırsın evinde asarak ne yapmış olursun, saygı duymuş olursun. Bundan daha ötesini konuşmamak gerekir.

Sanatçının bir hayatı var. Bu hayat parasız geçer sanatçı beş parasızdır. Sanatçı para kazanmasını bilmez. Sanatçı iş adamı değildir. Sanatçıdan tarihte çok az diplomat çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi Peter Paul Rubensdir.

Sanatçı soğan, peynir, ekmekle bir kadeh rakı içecekse biraz zeytinle gününü geçiren insandır. Sanatçı her zaman yalnızdır. Sanatçı eserini yapar, bırakır. Eserinin nereye gittiği mechuldur.

Yolunuzdan gitmek isteyen günümüz gençleri hakkında fikirleriniz ve onlara gelecek için öğütleriniz nelerdir?

Ben artık 80 yaşımı bulmuş bir insanım. 80 yaşında bir insana ne gözle bakarlar bilemem çünki gençler çok zeki olur. İleri görüşlü olur. Çok şey öğrenmek ister. Gençler cesaretli olur. En son söylenmesi gereken şeyi en başta söylemek isterler. Gençler biraz isyankar da olurlar ama bu gençler demek değildir ki kusurludur, hayır! Her biri pırıl pırıldır. Bugün Türkiye’de Türkiye’nin gençlerini ele alacak olursak, ele avuca sığmayan, elin elinden üstün olduğu yetenekli çalışkan tuttuğu her işte muvaffak olmasını bilen gençlerimiz var. Benim onlara verecek bir tavsiyem olamaz. Ben kendi dünyasında yaşayan biriyim. Haa şunu diyebilirim eğer, bir genç kendinde resim yeteneği var ve bunu hissediyorsa yeteneğini başkalarına göstererek devamlı çalışıyor ve kağıtları kirletiyorsa benim onun büyüklerine söyleyecek sözüm var. O gencin işine mani olmasınlar. Sanatçı olacağım diyorsa bıraksınlar sanatçı olsun. Müzisyen olacağım diyorsa bıraksınlar o enstrümanla uğraşsın. Bugünki gençlerimiz arı gibi gençlerdir.

Papa 2. Jean Paul için yaptığınız portrelerden dolayı Vatikan Madalyasını aldınız. Sanat hayatınızda birçok esere imza atmış biri olarak bu size ne kazandırdı?

Benim resim yaptığımı gören elçilikteki bazı dostlarım böyle bir çalışma yapmamı önerdiler. Ben de resmi yaptım bitirdim. Benimle birlikte birçok sanatçı da yapmışlar fakat içlerinden benim resmimi seçmişler.Ne görmüşler bilmiyorum. Jean Paul geldiği zaman resmine yaklaştı merak edip kim yaptı diye sorduğunda beni gösterdiler, konuştuk İtalya’ya gelmemi söylediler. Benim bazı müşkülatlarım vardı gidemedim. Dolası ile resim şuan orada ve bana çok nadir kişilere vermiş olduğu bir madalya verdi. O madalyayı ben hala saklarım. Ayrıca ben birtakım başka ödüller de aldım, onları söylemeye gerek yok. Ödülün de kıymeti yok. Eğer ben bahsettiğiniz gibi hakikaten kıymetli bir sanatçı olsaydım bir tek beklentim olurdu benim. Ben ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim ülkemin beni arayıp bulmasını herzaman arzu etmişimdir. Eğer böyle bir şey yoksa ben büyük sanatçı değilim. Ben sanatı çok seven çok gayret sarfeden biriyim fakat ben kendi yaptığım işi beğenemem. Ama eğer benim Türkiye’deki bir büyüğümün resmi konuşulur olsaydı, bu bir artı bir eder iki. O zaman ben büyük bir sanatçı olurdum. İbrahim Çallı büyük bir ressamdı. İzmir’de doğmuştur. Bunun bacısı demişki sen demiş çok içiyorsun. Senden adam olmaz. Al şu altınları demiş belinin kuşağına sarmış. Git İstanbul’a adam ol gel demiş. Bu adam gelmiş Çemberlitaş’ta aylak aylak dolaşırken adamın biri yanına yanaşmış. Sen nereden geldin demiş. Ben demiş İzmir’den geldim. Ne iş yapıyorsun demiş. Bir iş yapmıyorum demiş. Gel demiş götüreyim seni yemek yiyelim. Almış bunu balozlara götürmüş. Balozların ne olduğunu söylemeyeceğim. Galata’da bir meyhaneye götürmüş.O zamanlar meyhanelerin üzerinde evler var.Tabii içenler orada otel gibi sızıp kalıyorlar. Sabah uyandığım zaman diyor, belimdeki altınlar gitmiş, beş parasız kalmıştım diyor. Fakat dünyanın en güzel insanlarından biri Şeker Ahmet Paşa öbür adı ile Ahmet Ali Paşa idi. Bir kısım İbrahim Çallı için der ki onun oğlu bir kısımda Şeker Ahmet Paşa’nın İbrahim Çallıyı keşfettiğini söyler.

Sakıncası yoksa biraz özele girmek istiyorum. Hiç sevdiğiniz kadının resmini yaptınız mı?

Bir kadın portresi çok yaptım.

Eski Sarıyeri bir de sizden dinlesek?

Elbette. Mesela eski Sarıyer denince o üç katlı ahşap evler aklıma gelir. O Sarıyer’in bir daha hiçbir zaman göremeyeceğimiz o sokakları gözümün önüne gelir. Ben Sarıyer’e gittiğim zaman arka sokaklardan dolaşırım. Yer yer gördüğüm böyle bel vermiş yıkılmak üzere olan yanına ağaçlar çakılmış eski ahşap evleri gördüğüm zaman oturup çizmişimdir. İyi paraya da o resimleri satmışımdır. Yalnız burada bir isim zikretmek istiyorum. Eski Büyükdereli Uğur Varol. Kendisine bu röpörtajımız vasıtası ile teşekkür ediyorum çünki Uğur Varol benim Hacet Sokağı’nı çizmiştim seneler evvel hatta buradan giden bir Rum vatandaş da Yunanistan’ın kendi resmini gönderdi o kadıncağızın da bir heykelini yapmıştım. O da Büyükdere’de bir evin içerisinde bir rafta dururmuş. Onu da bir arkadaştan öğrendim. Bunlar beni son derece memnun etti. Yani dikkat edin tekrar ediyorum Büyükdere’de bir evin rafında benim heykelim dururmuş. Güzel birşey atmamışlar. Eee resimlerim de evlerde duruyor, atmamışlar. Bundan daha bahtiyar bir insan olamam.

Ne mutlu size. Son olarak mütevazi ve değerli bir sanatçı olarak bize vakit ayırdığınız için öncelikle çok teşekkür ediyorum.Bu arada tablolarınızdan biri de anneme ait olan bir portre bizim evin en güzel köşesinde duruyor.

13 yıllık Sarıyer gazetemizin sahibi Sabah kökenli Gazeteci Bekir Batu’ya bir sanatçı olarak iletmemi istediğiniz bir şey var mı?

Bekir Batu’ya saygılarımı ve şükran duygularımı iletiyorum. Ama bunları iletiyorsam röportajı illaki beğenmiyorlarsa koymak mecburiyetinde de değildir.

Siz çok değerli bir insan ve sanatçısınız. Biz size teşekkür ediyoruz.

Bu arada Sarıyer’den Semih Sergen diye bir sanatçı yetişmiştir. Beyaz Park bir zamanlar burada var olduğu zaman kendileri ile çok konuşmamız olmuştur.Çok sevdiğim, çok yakışıklı ve güzel kadınların her zaman yanından eksik olmayan böyle bir çocuktu Semih Sergen. Ona da Allah’tan rahmet diliyorum.

 

   

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım
1

Bu haber 9 Mart 2018 tarihinde yayınlanmıştır. (2 ay önce)

Habere yorum yaz