Türk Edebiyatı’nın sevilen yazarı Buket Uzuner: “Her destan ve masalın arkasında gerçek bir hikâye vardır”

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

SARİYERGAZETESİ.COM – RUKİYE AY – ÖZEL RÖPORTAJ

Tabiat Dörtlemesi romanlarından son çıkan kitabı “Hava” ile okuyucularıyla buluşan Buket Uzuner, Sarıyer Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Uzuner, “Özümüzdeki tabiat saygısını hatırlarsak belki toprağa, suya ve havaya ihanetten vazgeçebiliriz” dedi.

“Hava” romanınızın şekillenmeye başlayıp raflarda yerini almasına kadar geçen sürecin heyecanını kısaca anlatır mısınız?

Bu sorunuzu bir okur olarak nasıl kitaplar seçtiğimi anlatarak yanıtlamam belki daha kolay olur. Benim okumayı sevdiğim ve tercih ettiğim yazarlar, hayatla meseleleri olan ve bu sorunları romanlarında bir hikâye içinde çözümlemeye çalışan, entelektüel yazarlar. Benim de hayatla meselelerim, çelişkilerim var ve onları daha iyi anlayabilmek için roman yazıyorum. Doğa katliamları, çevre kirliliği sonucu oluşan iklim değişikliği ve yaşam kalitesinin düşmesi bunlardan bazıları. Adına özellikle “Tabiat Dörtlemesi” dediğim ve on yıldan fazladır yazmakta olduğum Su, Toprak, Hava ve Ateş romanlarında insanın tabiatla olan savaşı, hırsları ve açgözlülüğü nedeniyle imgesel olarak annesi saydığı tabiata ve yine imgesel olarak yuvası kabul ettiği gezegene ettiği ihanetinin sorgulamaya çalışıyorum. Aslında hepimizin çok farkında olduğumuz bu ihaneti ben günümüzde Anadolu’da geçen hikâyelerin içinde anlatıyorum.  Bunu yaparken, insanın tabiata saygı ve sevgi duyduğu, kendini onun efendisi değil, evlâdı ve küçük bir parçası olarak gördüğü ve bu yüzden alçak gönüllü, sade bir hayat yaşadığı geçmişini ve eski geleneklerini hatırlatmaya çalışıyorum. İstanbullu bir gazeteci kadın olan Defne Kaman ve onun emekli eczacı, otacı, şifacı bilge Kam anneannesi Umay Bayülgen’in Anadolu’nun farklı şehirlerinde başlarına gelen olaylarla gelişen maceralar, bizi şimdiki zaman içinde kaybolan geleneklerimizi sorgulamaya yönlendirsin istiyorum. Örneğin bizim Kızılderili dediğimiz, Amerikalı yerli halklar, Güney Sibirya’daki yaşamış ve halen yaşayan Türk kabileleri, İskandinavya’daki Pagan Vikingler ve daha birçok kültür ‘Tabiat’ı suyuyla, toprağı, hayvanları, gökteki Ay ve Güneş’le öz ailesi gibi benimsemişler. İronik olarak, o insanları ilkel, kendimizi gelişmiş sandığımız şimdiki zamanlarda onların ihtiyacı kadar az tüketen, açgözlülüğü tabiata hakaret sayan, toprağa ve suya saygısızlığı cezalandıran vicdanlarını hatırlamamızı istiyorum. Özümüzdeki tabiat saygısını hatırlarsak belki ağaçlara, hayvanlara, börtü, böceğe, arıya, yunusa, geyiğe, kartala, toprağa, suya ve havaya ihanetten vazgeçebilir, Tabiat’ın efendisi değil de sadece bir parçası olduğumuzu hatırlar ve haddimizi biliriz? Sanat ve edebiyatın hakikati hikâye içinde anlatma ve gösterme gibi çok büyük bir gücü vardır, daima olmuştur

“Su” ve “Toprak” romanlarınızda olduğu gibi “Hava” için de sahada araştırmalar yaptınız mı?

İstanbul’da geçen “Su” ve Çorum’da geçen “Toprak” gibi Kayseri ve Kapadokya’ da geçen “Hava” için de yerel mekân çalışmaları yaptım. Hem tarihî, coğrafik, kentsel araştırmalar, hem de yöresel yemek, müzik gibi konularda kültürel çalışmalar yaptım.

Peki, romanın geçtiği bölgede yaşayarak yazmak nasıl bir duygu? Araştırarak yazmak size neler kattı?

Roman karakterlerinin yaşadığı arazi, mekan çalışmasını bizzat yapmak, onları kendi özgün çevrelerinde görmüş kadar canlı imgeler kazandırıyor bana. Bu, tıpkı karakterlerin soy ağaçlarını çalışırken onlarla ilgili kazandığım derinlik ve ayrıntı zenginliği gibi bir yazar için bulunmaz bir kaynak ve olanaklar hazinesi anlamına geliyor. Bir kez karakterleri ete kemiğe bürünmüş görünce, onları okura taşımam artık çok kolaylaşıyor, adeta fotoğraf çekmeye, resim yapmaya dönüşüyor.

Defne Kaman hem kadın gazeteci hem de maceralar yaşayan uyumsuz bir karakter olarak karşımıza çıktı. Bu karakter ilk olarak nasıl şekillendi?

Defne Kaman, edebiyatımızda adı ve soyadıyla anılan ve yetişkin olduğu halde maceralar yaşayan belki de ilk kadın kahramanımız. Macera yaşayabilen kadın kahraman, benim gibi büyürken özgüvenli, direngen ve kadınlığıyla gurur duyan kadın rol modeller konusunda şimdiki kız çocuklarına kıyasla ıssızlık yaşamış bir kuşağın önemli hayallerinden biridir. Dünya edebiyatı da bu konuda yoksuldur. Akla gelenler fazla değil; Anna Karanina ve Madam Bovary, bizde Çalıkuşu Feride, Aşk-ı Memnu’nun Nihal ve Bihter’i sayabiliriz. Öte yandan tarihte, bilimde sanatta ve edebiyatta adları anılmayan kadınlara karşın sanki dünyada sadece erkekler vardır. Hepimizin bildiği gibi macera yaşamak ve adı-soyadıyla anılmak da binlerce yıl sadece erkeklere verilmiş bir ayrıcalıktı. Defne Kaman bu nedenlerle benim için önemli bir karakter ve onun daha şimdiden adı ve soyadıyla tanınan biri olmayı başardığını görmeye başlamak müthiş sevindirici.

Türkiye’de yaşanan çevre sorunlarından en büyüğü sizce nedir?

Bizim ülkemizin pek çok hayatî çevre sorunu var maalesef. Hava kirliliği, toprak, su kirliliği özellikle solunum yolları ve kalp hastalıklarının artmasının en önemli nedenleri arasında. Enerji için fosil yakıt, petrol ve kömür kullanıyor olmamızın sonucu bu ciddi sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Her aileden en az bir kişi bu nedenlerle kanserden ölüyor ne yazık ki… Bizim en kısa zamanda ülke çapında sürdürülebilir ve temiz enerjiye yönelmemiz şart. Yanlış yoldayız. Beton yerine ağacın, GDO’lu tohum yerine atalık tohumun, HES veya TES yerine doğal akan derelerin, temiz denizin, dolayısıyla börtü böceğin önemini kavramaz, bilmez, sürdürülebilir ve yenilenebilir temiz enerji (beyaz enerji değil) kaynaklarına yönelmezsek, sağlıksız, hasta kuşaklar yetiştireceğiz. Ülkemizde bol bol bulunan güneş, su ve rüzgâr enerjisine bir an önce daha büyük yatırım yapmalıyız. Yeni teknolojiler, güneş panellerini hem ucuzlattı hem de atıkları konusunda çözümler üretti. Tabiata ihanet etmek bütün masal ve destanlarda felaket getirir.  Unutmayalım ki, her destan ve masalın arkasında gerçek bir hikâye vardır.

Tabiat Dörtlemesi romanlarınızdan dördüncüsü olacak “Ateş”i yazmaya başladınız mı?

“Hava”yı yazarken “Ateş” için notlar aldım ve yazmaya başladım. Ben her romanı 3-5 yılda yazabilen bir yazarım. Yazının ve düşüncenin demlenmesi, yazarın araştırma ve okuma çalışmaları kadar önemlidir bence. Yılda bir roman yazılacağına inanmıyorum. Bu nedenle “Ateş”in de diğer romanlarım gibi en az üç yıllık bir zamana gereksinimi var. Bu kez Defne Kaman’ın Mardin macerasını okuyacağımızı şimdiden söyleyebilirim.

 Genç yazarlara ya da yazar olmak isteyenlere tavsiyeniz var mı?

Bu soru, özellikle günümüzde “iyi kitap nedir?” konusunda ortaya çıkan çok hazin örnekler nedeniyle  önemli. Öncelikle çok okumak zorunlu, çünkü yazarlığın okulu yoktur, ancak iyi yazarları okuyarak yazarlığı öğrenebiliriz. Yazar olacak genç kendine “neden yazar olmak istediğini” samimi olarak sormalı. Eğer kişinin söyleyecek sözü, anlatacak hikâyesi varsa önüne çıkacak engellere ve yayınevlerinden reddedilmeyi göze alarak yazmalı. Ama zengin ve ünlü olmak için yazar olmak isteyenler için edebiyat ve kitap dünyası doğru alan değil, onların birçoğu ünlü rezil olabiliyorlar. Herkesin ille yazar olması, kitap yazması şart değil, ben kendi zevkim için resim yapıyorum ama ressam değilim.

Oldukça yoğun katılımlı imza günleriniz oldu. Peki, merakla beklenen “Hava” kitabınız için okurlarınızdan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Hava yayımlanalı henüz bir ay oldu, buna rağmen özellikle sosyal medya ve e-posta yoluyla, bazen de imza günlerindeki sohbetlerde beni en sevindiren tepki, Defne Kaman’ın artık gerçek bir insan gibi kabullenilmesi, hakkında konuşulması oldu. Bir de kendi çevrelerinde bilge ve hınzır bir Umay Nine özlemi duyanlar var. Bunlar beni besleyen güzel tepkiler.

Beğen
Beğendim Sevdim Komik İlginç Üzüldüm Kızdım

Bu haber 3 Kasım 2018 tarihinde yayınlanmıştır. (2 hafta önce)

Habere yorum yaz