Sarıyer Gazetesi – Sarıyer Haberleri, Sarıyer'den haberiniz olsun

Yeşilçam’ın ünlü aktörü Yavuz Karakaş gazetemize konuştu: “BİR KAMERAYLA DESTAN YAZDIK!”

SARİYERGAZETESİ.COM – MELİSA SÜME – ÖZEL RÖPORTAJ

Yeşilçam’ın ünlü isimlerinden Yavuz Karakaş, Sarıyer Gazetesi’ne konuştu. Çevirdiği yüzlerce film ve canlandırdığı “mafya babası” tiplemesiyle tanınan Karakaş çarpıcı mesajlar verdi.

Usta bir Yeşilçam duayeni Yavuz Karakaş, öncelikle Sarıyer Gazetesi’yle röportaj yapmayı tercih ettiğiniz için size teşekkür ediyor gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Bekir Batu’nun selamlarını iletiyorum…

Sağ olsun Bekir Batu’ya teşekkür ediyorum, berhudar olsun. Üsküdar’ımıza hoş geldiniz,. Benim evladım gibi sevdiğim biri var. O evlat büyüyüp öğretmen oldu ve kitap çıkardı. Bana “Sıra sana geldi Yavuz baba hatıralarını yaz” dedi. Nerede doğdum büyüdüm neler yaptım artık biliyorsun yazılar fazla okunmuyor. Kitaba aktör arkadaşlarla olan fotoğraflarımı koyacağım. Allah nasip ederse 2-3 aya kadar derleyeceğiz ve kitabım çıkacak. Geçenlerde Sarıyer Gazetesi’nde Nubar Terziyan’ın oğlunun röportajını okudum. Nubar abiyi çok severdim. 76 senedir Üsküdarlı olmama rağmen bana söz verildi bir parka, sokağa ya da caddeye bir yere adımı koyacaklardı. Geçen sayıda gazetenizdeki röportajı okuyunca “Nubar Terziyan Sanatçılar Sokağı” şeklinde adının verilmesine ne kadar mutlu oldum biliyor musunuz? Ahmet Kostarika bizim filmlerde oynayan yadigar ejderi koymuşsunuz şimdi Allah nasip ederse Sarıyer Gazetesi’nin bu ayki sayısında bu röportajım çıkınca Üsküdar koymazsa, Sarıyer “Yavuz Karakaş” adını koyar.

Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği Edebiyat Günleri oluyor biliyorsunuzdur, sizin gibi değerli sanatçılarla ve yazarlarla buluşma şansını yakalıyoruz. Sizi de böyle günlerde aramızda görmekten gurur duyarız, siz neler söylemek istersiniz?

İnşallah benim kitabım da çıkarsa Sarıyer’de imza günlerine gelirim. Türkiye’nin her tarafında imza günleri yapacağım Sarıyer’de de olursa memnuniyet duyarım.

Yavuz bey, büyük dedeniz Harputlu Arif ağa yani siz bir ağa torunusunuz. Peki, aslen nerelisiniz?

Ağa torunuyuz hamdolsun. Köken olarak 1000 senelik Harput, El aziz yani Elazığlıyız. Dedem Osmanlı zamanında Halep valisi olarak gönderiliyor. O zamanlar oralar hep bizim biliyorsunuz. Dedem de o zaman çok zengin 23 tane köyümüz var. Hatta bundan 15 sene evvel “Yavuz Karakaş’ın Halep ve Suriye’de malları var şeklinde televizyon programlarında röportajlarım çıktı. Devlet dedemi vali olarak tayin ediyor, dedem de orada 23 tane köy alıyor.  O köylerde annem büyüyor. Babam annemle kuzendir. Annemi babam gelip Halep’ten alıyor. Annem o zamanlar 15 yaşında. Eskilerde öyleydi 23 tane köy var mallar da içeride kalsın diye akraba evlilikleri yaptırıyorlardı. Biz 5 kardeş Gaziantep’te doğduk. 3 kardeş de Üsküdar’da doğdular. Geldiğimiz seneler 2. Dünya Harbi zamanıydı 1943 senesi filandı. Ben Üsküdar’a 5 yaşında geldim. Köken olarak Elazığ doğum yerim ise Gaziantep’tir.  Harput 5000 sene evvel kurulan bir yer. “El Aziz” ve daha sonra da “Elazığ” oluyor. Yani dedelerden Harputluyuz ama Gaziantep’te doğmuşuz. Abiimi ve ablamı kaybettik. 3 evladım var. Oğlum Tolga ile Üsküdar’da Derya Dijital Fotoğraf Stüdyosu’nu işletiyoruz. Büyük oğlum Fuat ve bir de kızım var Ebru. Hepimiz için ölüm var, 82 yaşımı sürüyorum. “Sıra bende” diyorum ailenin en büyüğü ben kaldım. Diyorlar ki “Allah uzun ömür versin, bu sırayla değil ecelle.”

23 tane köyümüz var dediniz, Suriyelilerle aranızda tapu ile ilgili problem yaşanmış. Olayın aslı nedir? Size ait olan tapularla ilgili bir sıkıntı var mı? Tapularınız sizde mi?

Tabii canım Suriye diye bir şey kalmadı ki! Biz şimdi onları memleketlerine gönderelim diye bakıyoruz. Sağ olsun reisimiz, üç buçuk dört milyona yakın insanlar geldi buraya! Onların içinde hepimizin akrabaları var, Türkmenler var, Araplar var, insan olarak onlara bizim yardımcı olmamız çok güzel bir şey. Tapularımız bizde duruyor.

Askerliğinizi nerede yaptınız?

Üsküdar Selimiye Futbol Takımı’ndaydım. Sonra Karagücü’ne geçtim. Askere gidince bıraktım. 24 ay askerlik yaptım. İlk önce İzmir Bornova’ya gittim. Bornova’dan Selimiye’ye geldim. Albayın postasıydım.

Sinema hayatına başlamadan önce birçok işler yapmışsınız. Ticarete atılmış, bateri çalmış, orkestra şefliği yapmışsınız… O yıllara dair neler anlatmak istersiniz?

18 yaşında Beyoğlu’nda eniştemin gazinosunu çalıştırıyordum. Üstü saz, altı pavyondu. Bateri orkestra şefliğinde bateriyi de orada öğrendim. Ayrıca 15 yaşında Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Emin Orga’nın talebesiydim. Ben 18 yaşında İstanbul Radyosu’nda solisttim. Üsküdar Musiki Cemiyeti olarak o zamanlar bir emisyonumuz vardı. Askerden geldikten sonra sinemaya başladım. Askerden geldikten sonra Hülya Plakları’na ve Harika Plakları’na iki tane plak yaptım. Gaziantep’ten geldikten sonra çok zengindik. Babam Gaziantep’ten geldikten sonra Sirkeci’de 2 tane otel aldı. Gaziantep oteli ile Cumhuriyet Hendek Oteli. Abim biraz yaramazdı. Babam hep derdi ki “Oğlum gururlu olmayın onurlu olun. Servet bir gün gider elden, gittiği zaman ortada kalırsınız, perişan olursunuz.” Çamlıca Gazoz Fabrikası’na gider orada şişe yıkardım. Eve sular içinde gelirdim. Annem “Biz Üsküdar’ın en zengin insanlarıyız böyle yapma” derdi. Bunlar hep hayat adamı olabilmek içindir. “Bak öbürünü şımarık yetiştirdin” derdi babam. Babam 49 yaşında öldükten sonra perişan olmadık hamdolsun ama abim varlığımızın gitmesine sebep oldu. Biz Anadolu çocuğuyuz. Saygılıyız. Gururu öldürdüm onurlu oldum. Eğer babamı dinlememiş olaydım bu mesleklerin hiçbirini yapamazdım. Karamela şeker satmakla ticarete atıldım ve ardından kırtasiye dükkanı işlettim, bakkal dükkanı çalıştırdım. Temizleme üzerine dükkan açtım. Anlayacağınız birçok işte çalıştım. Babam 49 yaşında ölünce abim otelleri idare edemedi ve oteller elimizden gitti. Ben bunları anlatıyorum ki herkese bir emsal olsun. Herkes malının kıymetini bilsin. Ben kaç yaşında olursam olayım hala mücadele ediyorum.

Eski filmlerin tadı şimdiki filmlerden daha güzeldi. Bir Hababam Sınıfı’nı 10 kere seyrederken şimdi yeni bir filmi tekrar bakamıyoruz mesela sizce bu nasıl bir durum?

Gelelim bu işin sırrına… Biz tek bir kamera ile destanlar yazdık. Yıllarca çok güzel filmlerimiz oldu ve o filmlerimizi 1000 kere de olsa seyrediyorsunuz. O zamanın tadı başkaydı. Şimdi bir sete bir filme gittiğinizde 30 tane karavan var. Bizim zamanımızda maddiyat falan yoktu. Biz o renkli filmler çıktığı zaman 10 kere aynı sahneyi çekemezdik. Çektirmezlerdi. Eğer şimdiki gibi olsaydı yanmıştık. Şimdi aynı sahneyi 10 kere çekebiliyorlar. Bizde öyle şeyler yoktu.

Peki, bir oyuncu olarak sinemadan para kazandınız mı?

Bateristlik yaptığımda da çekememezlik vardı. Orkestra kurdum iki kardeşimi de yedek davulcu yaptım. Gazinoda iş var gece kulüplerinde de çalışıyorum. Daha evvel gece kulüplerinde de bateri çaldım. 25 yaşında bir gençken evlendim. Geçinmek için para lazımdı. Sinemada paramızı veriyorlar ya da vermiyorlar. Bono veriyorlar ama bono da ödenmiyor. O zamanlar zordu. 450 filmim var ve bunu birine söylesen “Uçağın, yatların var değil mi” falan derler. Biz sinemadan para kazanmadık ama onunla geçindik.

Yıllar önceki filmlerinizle şimdi size baktığımızda ben “Yavuz Karataş” hiç değişmemiş olarak görüyorum. Bunu başkalarından da duyuyorsunuzdur. Örnek bir Yeşilçam sanatçısı olarak gençlere vermek istediğiniz öğütler neler?

Bana herkes bunu söylüyor. Benim yüzüm internasyoneldir. Şimdi beni gören herkes bilir tanır fakat bazen öyle bir oluyor ki ismi unutuyor insanlar ayıp olmasın diye de soramıyorlar bir arkadaşım var “Yavuz abime kart basalım” dedi. Baktım gerçekten zor oluyor buna çare olarak kart bastırdık. Böylece insanlar da Yavuz Karakaş diye ismen öğrenebiliyor. Ben hümanist bir insanım. Hümanist olan insanlar insanları seven insanlardır. Ben insanları çok seviyorum. Mesela minibüsle gelir minibüsle giderim. Sonra vatandaşlarımın içinde halk tipiyim. Dostlarımla arkadaşlarımla iç içe yaşamayı seven biriyim. Konuşuyorum muhabbet ediyorum. Onlar, sizler, herkes benim yarın Yavuz Karakaş bir gün öldüğü zaman rahmetimsiniz. O zaman ne diyeceksin? Evde oturuyorsun, canın sıkıldı açtın televizyonunu karşına çıkarım. Yavuz Karakaş olarak eğer yaşıyorsam “Yavuz abimle daha 3 gün evvel röportaj yaptım” dersin. Ama ölmüşsem rahmet olsun dersin. Ben rahmetim için uğraşıyorum. Kadınlar lütfen 6 ayda bir göğüs kanseri önlemi için kendilerini kontrol ettirmeyi ihmal etmesin. Her çıktığım televizyon ya da radyo programında gençlerin sigara ve içki içmemesini söylüyorum. Gel gör ki “Ele verir talkını kendi yutar salkımı”… (gülüyor) Ne büyük oğluma bıraktırabildim ne kızıma bıraktırabildim. Ben içki sigara kullanmam.

Yeşilçam’dan eski dostlarınızla arada sırada da olsa görüşüyor musunuz? O dönemler oyuncular arasında çekememezlik var mıydı?

Biz arkadaşlarımızla ancak bir cenaze ile mezarlıkta bir de festivallerde buluşuyoruz. Festivallerde davet ettikleri zaman gidiyoruz. Öyle karşılaşabiliyoruz. Bizde şöyle bir durum vardı. Sinemada jönler birbirini çekemezdi. Kadınlar birbirini kıskanır ve birbirini çekemezdi. Böyle aralarda nifaklar oluyordu. Erkek aktör arkadaşlar arasında da ben sinemaya gittim beni de çekemediler. Hala da çekemiyorlar. Ya diyorlar “Bu adam 82 yaşında hala ölmedi…” Eşref Kolçak 92 yaşında o da ölmedi. Aslanlar gibi yaşıyor o da değil mi. Eşref abimle de çok filmim var. Bizim dönemler yine de güzeldi bir başkaydı. Evet, çekememezlikler yaşansa da güzeldi. Ben her zaman saygılı olmuşumdur. Beni çekemeyeni de her zaman hissetmişimdir.

Yeşilçam Derneği kurmuşsunuz…

Evet, yeni bir Yeşilçam Derneği kurduk. Genellikle Eski Türk filmleri Büyükdere, Gümüşdere, Bahçeköy gibi bölgelerde çekilirdi. Kemal Sunal’ın “Telli Oğulları ve Sefer Oğulları”, Türkan Şoray, Kadir İnanır, Nubar Terziyan’ın “Kara Gözlüm” filmleri ve birçok film orada çekilirdi.

Adliyede bilirkişiymişsiniz…

Evet, adliyede bilirkişiydim şu anda değilim. Yeni çıkartacağım kitabım üzerine yoğunlaştım.

Rahmetli Kemal Sunal’ı tanıma şansınız olmuş onunla olan anılarınız neler? “İnek Şaban”, “İyi Aile Çocuğu” gibi birçok filme imza atmışsınız…

Kemal Sunal ile 4 tane filmim 2 de dizim oldu. “Şaban”, “Şark Bülbülü”, “İyi Aile Çocuğu”, “İnek Şaban”, “Bekçiler Kralı” olmak üzere… Keşke 4 değil de 34 tane olsaydı. “İyi Aile Çocuğu” filminde Kemal’e bir vurma sahnem var. “Ya canımı acıtma Yavuzcum gözünü seveyim” dedi. Filmlerde lazım olur diye judo ve karate çalıştım. “Sen rahatına bak, benden zarar gelmez” dedim.

Rahmetli Çolpan İlhan ve Sadri Alışık onlarla da filmleriniz var. O filmlerle ilgili neler söylersiniz?

Sadri abiyle böyle yatmışız deniz kıyısında. Tarık Akan’la da bir filmim var ‘Kızımın Kanı.’ Türkan Şoray’la ‘Bir Dağ Masalı’ filmi var. Orada da Türkan Şoray’ın abisiydim.

Bu kadar çok filmde çok sayıda karaktere büründünüz. En çok iyileri mi kötüleri mi sevdiniz?

450 tane filmde oynamadığım tipleme kalmadı. 250’si Yeşilçam’da siyah beyaz filmlerden oluşuyor. 50 tane kötü adam oynadım insanlar beni gördüğü zaman “Yavuz abi şu filmde kötü karakteri oynamıştın” diyor. Ya kötülük unutulmuyor biliyor musun? 400 tane de iyi adam filmim var ama işte kötülük unutulmuyor… (gülüyor) 100 tane oynadığım dizim var, bir 100 bölüm de Sırlar Dünyası’nda oynadım.

Cüneyt Arkın’la harika bir hatıranız olmuş, bunu sizden duymak isterim…

Cüneyt Arkınla şöyle bir anımız var. Bir gün prodüksiyon amiri aradı “Yavuz Karakaş” buyurun görüşelim dedi. İranlılarla ortak bir filmdi. “Yavuz abi sen bu filmde Cüneyt Arkın’ı öldürmeye geldin Cüneyt de Türk ajanını oynayacak dedi. Rol icabı Cüneyt Arkın’ı öldüreceksin ama öldüremeyeceksin sen öleceksin” dedi. (Gülüyor) Jön ölür mü, ölmez…  Cüneyt Arkın’a, karate mi yapalım judo mu yoksa Türk kavgası mı yapalım dedim. Türk kavgasına başladık biz kavga ederken kaçıyor işte arada vuruyoruz birbirimize. Cüneyt’in 15 tane özel dayak yiyen adamı vardı. Her filminde onları çağırırdı ekmek yedirirdi kafasına gözüne de vururdu (gülüyor) Cüneyt arkın tekme tokat vurur. O filmde aşağı yukarı derken “ben bu gece ölmezsem Cüneytcim bir daha ölmem” dedim… (gülüyor) “ne oldu ki ya” dedi, “duman oldum ya dedim. Eve gittim uyuyamadım. Doktora gittim doktor dedi ki “araba kazası mı geçirdin” (gülüyor) film icabı ben kiralık katilim ya o beni öldürdü (gülüyor) bir hafta evde yattım böyle bir hatıra yaşadık Cüneyt Arkın’la. Severim kendisini, çok efendi dürüst şerefli bir meslektaşımdır.

Peki, Cüneyt Arkın dublör kullanır mıydı o uçma sahneleri nasıl çekilirdi?

Cüneyt Arkın eğer Amerika’da olsaydı dünya çapında bir aktör olurdu. Çünkü hep kendisi oynardı. Dublörü yoktu onun atlardı zıplardı. Dublör vardı o zamanlar ama biz kullanmıyorduk. Kullanan kullanıyordu.

O dönemler bir ara film piyasası boyut değiştirmişti. Farklı sahneleri olan bir furya başlamıştı. O film dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben her zaman seçici seks filmleri açısından seçici oldum. Ben o ara Almanya’ya Hamburg’a gittim. Kızım doğduğu zaman döndüm geldim. Sırf o filmlerde oynamamak için. Bir tane böyle bir filmim yok. Arkadaşlarımın bazılarını da tuzağa düşürdüler. Bazıları da ekmek parası için oynadı. Ben kaçtım Almanya’ya gittim. Asaletli bir aileden gelen insanım. Asil asmaz bal kokmaz. Kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır. Ağa torunuyuz. Bir duruşumuz var.